Bir gece yatağında ölü buldular, onu... Sigara paketleri etrafa saçılmış, izmaritler yatağının altına atılmıştı. Her acı için binlerce izmarit. Ölüm korkunç kokusu sinmişti sigaranın kokusuna. Onu günler sonra bulmuşlardı. Kimse adını bilmiyordu. Zaten kimseye de adını söyleme cesaretini kendinde hiç bulamamıştı. Karşı dairesinde oturan kadın, ondan bahsederken "Hiç tanımam, etmem. Evden de çıkmazdı zaten. Sesi de hiç duymadım," dedi. Sahi sesini hiç mi duymamıştı. Bu kadar mı sağır olunurdu? Kimse onun sesini duymamış mıydı? Ne acınası, ne korkakça... Bağırıyordu ve kimse sesini duymuyordu. Neyse. Belki de diyecek kelimeleri yoktu kimseye. Etrafa saçılmış onlarca kağıda yazmıştı, bağırdıklarını ama kimse yine tek kelimesini okumamıştı.
Kimse tanımazken ölmüştü. Artık varlığı kağıtlarda yazılı kalmıştı. Sessizce yaşamış ve sessizce ölmüştü. Mesela kimse elini tutmamıştı, kimse bir bardak su vermemişti ona. Bu yüzden miydi yalnızlığı? Gözyaşlarını kimse görmemişti mesela? İnsan gözyaşlarını bile saklar mıydı bir yığın kendine benzeyen silüetlerden? Bir sigarası tanık olmuştu bu yalnızlığına, gözyaşlarına birde sonsuz karanlığına....
(Anlık ilham gelmişti. Belki bir gün kendine bir hikaye bulur. Bunu yazdıktan sonra kendimi garip hissettim. İnsan bir anda duygularını yazması çok garip...) Yazar : kitapyiyenmarul