Ayrı düşmüş aşıklar, yokluk acısını bin bir hayali şeyle avuturlar, ama bu hayali şeylerin de bir gerçekliği vardır. Birbirlerini görmeleri engellenir, birbirlerine yazamazlar; ama onlar bir sürü haberleşme aracı bulurlar.
Aşk romanlarında bakış o kadar kötüye kullanıldı ki, sonunda itibarını kaybetti. Şimdi iki insanın bakıştıkları için birbirlerini sevdiklerini söylemeye kimse pek cesaret edemiyor. Oysa insanlar birbirlerini böyle ve yalnızca böyle severler. Üst tarafı, sadece üst taraftır ve arkadan gelir. İki ruhun aralarında alıp verdikleri bu kıvılcımla birbirlerinde yaptıkları bu büyük sarsıntılar kadar gerçek bir şey yoktur.
Zengini teşvik edin, fakiri koruyun, sefaleti kaldırın, zayıfın kuvvetli tarafından haksızca sömürülmesine son verin, başarı yolundakinin başarıya ulaşmış olana duyduğu adaletsiz kıskançlığı gemleyin, ücreti emeğe göre matematikçe, kardeşçe ayarlayın, çocukların serpilip gelişmesine ücretsiz ve zorunlu öğretimi katın ve bilimi erkeklik çağının temeline koyun, kolları da meşgul ederek zihinleri geliştirin, aynı zamanda hem güçlü bir halk hem de mutlu insanlardan oluşmuş bir aile olun, mülkiyeti yok ederek değil, evrenselleştirerek demokratlaştırın ve böylece istisnasız bir vatandaşın mülk sahibi olmasını sağlayın, sanıldığından daha kolaydır bu; iki kelimeyle serveti üretmesini bilin, bölüştürmesini bilin, o zaman hep birlikte hem maddi büyüklüğe hem de manevi büyüklüğe sahip olursunuz ve kendinize Fransa demeye layık hale gelirsiniz.
Ne hırsızlardan ne de katillerden korkmalıyız. Bunlar hep dış tehlikelerdir, küçük tehlikelerdir. Biz asıl kendimizden korkalım. Asıl hırsızlar batıl inançlardır; asıl katiller kötülüklerdir. En büyük tehlikeler bizim kendi içimizdekilerdir. Kafamızı ya da kesemizi tehdit eden tehlikelerin ne önemi var! Biz ruhumuzu tehdit eden tehlikelere bakalım.