“İntikam hiçbir zaman düz bir çizgi değildir, bir ormandır. Ve ormanda olduğu gibi yolunu kaybetmek kolaydır. Kaybolmak geldiğin yolu unutmaktır.”
(Kill Bill Vol.1, 2003, Quentin Tarantino)
MÖ 280 ve MÖ 279 yıllarında Grek kolonisi Tarentum Kralı Pirus Roma’ya saldırır ve ne pahasına olursa olsun savaşı kazanmak için her şeyini feda eder. Sonunda Pirus, savaşı kazanır; ancak 50 filin desteklediği ordusunun tamamını kaybeder. Savaşı kazanmıştır, ama yanında koskoca ordudan arta kalan üç-beş sefilden fazlası kalmamıştır. Pirus ’un bu zaferin ardından “Tanrım, bir daha böyle bir zafer verme” dediği söylenir. Pirus Zaferi aslında yenilmeye mahkûm galibiyetleri anlatmak için kullanılır. Bu olaya atfen, benzer şekilde kazanılan savaşlara Pirus zaferi denir. (Vikipedi)
İntikam, insana ve insanlığa yön veren en güçlü dürtülerden biri. Terkedilen, reddedilen, aşağılanan, zulüm gören, bireysel veya ulusal mağduriyetler yaşayan herkesin ortak arzusu: İntikam. Çocukluğumda bir futbol tezahüratı olarak da aklımda kalmış: Dişe diş kana kan/İntikam, intikam. Hepimiz içimizde bir miktar intikam taşıyoruz (Hatta ben soy ismimde de taşıyorum.). Kendimizi “yo benimki intikam değil, bana yaşattıklarını o da yaşasın”, “ne intikamı canım umurumda değil Allah’ından bulsunlar” gibi naif tesellilerle kandırsak da içimiz içimizi yiyor. Psikolojik veriler intikam fırsatı doğduğunda acının zevkle maskelendiğini ve beynin ödül bölgesinin harekete geçtiğini söylüyorlar. Yani Freud’un hayatımıza yön veren iki güdüden biri dediği saldırganlık tetikte bekliyor. Yıkımdan alınan zevk. İnsanoğlunun zevkinde bile hayır yok. Cezaevleri ve mezarlıklar intikamlarını alan babayiğitlerle dolu.
“Ama ben haklıyım.” Haklısın haklı olmasına da; İntikam (öç)’ı TDK şöyle tanımlıyor, “Kötü bir davranış veya