savaş karaduman

savaş karaduman
@savaskaraduman
emekli
ilkokul
Samsun
Samsun, 1 Nisan
6 okur puanı
Eylül 2020 tarihinde katıldı
Diyalektik Çelişki
Ah! Şu dünya ve bu dünyada bunca zulüm; Sevince ve aşka dair neyimiz var ve neyimiz yoksa Elimizde ve de içimizde gıdım gıdım biriken Zorba bir hükümdar gibi çekip alıyor elimizden… Enikonu Eski hesapları şöyle bir karıştırıp baktım da gizliden Bir alacağımız var mı diye eski günlerden Ve de gelecekten; Hani şöyle gülmekti, sevinçli bir andı El ele tutuşmaktı, kavuşmaktı, sarılmaktı, aşktı Yok… Yok… Öyle içinde at koşturacağımız değil Başımızı sokacağımız küçük bir evdi Karnımızı doyuracak aştı, işti, sevgili bir eşti Çoluk çocuk insanca bir yaşamaktı hani… Yok! Yok! Yok! Mutluluktu, huzurdu -Geç onları anam babam geç- Elimizde bir canımız kaldı; Dünyaya verip de çekip gideceğimiz Hepsi bu… Aradım, taradım… Buldum nihayet; Yüreğimizi paralayıp duran Ve diplerde bi yerlerde unutulmuş olan Bir “ah” bir de “vah” kalmış; Topu topu şu dünyadan alıp vereceğimiz -hepsi bu- O da umurunda değil dünyanın Dönüp duruyor; Önüne ne çıkarsa Ahımızı-vahımızı ezip geçerek
Şiir
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Aşk Olsun Sana Aşk -10
Şiirler salıyorum Halkını sevmeyen kralların ve devletlerin üzerine Tahtını başlarına geçirsin Dalıp paçasından – bir daha kalkmamak üzere- devirsin yere… Bir değil, beş değil… Dünyanın bütün şiirlerini salıyorum Mazlum halkları ve doğayı katleden herkesin üzerine Sivri ve keskin dişleriyle karşılarına dikilip Topukları kıçlarına değene kadar Şiirin öfkesinden korkup kaçsınlar diye Şiirler salıyorum Bir terk ediş… Bir gidiş… Ölümcül veda Ve kaybedilmiş büyük bir aşk ve kayıp bir sevgiliden Çok ağır yaralar almış bir kalbin üzerine… Bedeli misliyle ödenmiş hasret Acısı misliyle çekilmiş aşk Ve aşkın iyileştirici ve birleştirici gücü aşkına Güneşin yüzümüze vuran ilk ışıkları ve sıcaklığı Ve bitimsiz bir kavuşma anı gibi koştur koştur Sarıp sarmalasın kalbimizdeki en onmaz yarayı… Bir değil, beş değil… Dünyanın bütün şiirlerini salıyorum Sevenlerin ve sevişenlerin üzerine Aşk ile el ele Aşk ile göz göze Aşk ile öpe doya Aşk ile döke saça gülsünler diye Ey şiir! Sana sığınıyorum
Şiir
Bir Sürü/Bir Sürü Güzel Şeysin
Git git bitmeyen gelincik tarlasısın; Rengine, dalına, yaprağına içimin ısındığı… Seviyor-seviyorum/ seviyor-seviyorum/ seviyor-seviyorum… Yol yol bitmeyen papatya yaprağımsın… Bir gülsün; Her buluşmada sevgiliye sunulan; Pembe, sarı, kırmızı, beyaz… Renklerin anlamını bi güzel tartıştığımız Ve daha adını ve daha kokusunu bilmediğim bir sürü-bir sürü çiçek; Tenimize çöken leylak ve nergis kokusu Sümbülün moru Saksıda camgüzeli Balkonda sardunyalar.../ yaseminler…/ açelyalar… Ve yıllar…/ ve yıllar sonra Dudaklarımda -çiçekler gibi- açan gülüşümsün… Elden ele…/ tenden tene…/ ve gözden göze bulaşan aşk İçimde çocuklar kadar mutlu bir sevinç İçimde dünyaya boş veren vurdumduymaz bir iç huzur Gökte bulut Bulutta damlasını yüzüme döken yağmur Işığını gözlerime sarkıtan ay Dünyayı seyre dalan bir sürü-bir sürü yıldız Göğün yüzünde uzun uzadıya bir tebessüm Göğün yüzünde insanı aşka kışkırtan derin bir boşluk; Kollarımı açıp açıp sana kanatlandığım Göğün yüzünde bir mavilik, bir mavilik; rengini denizlere bulaştıran… Dal dal/ yaprak yaprak/ yeşil yeşil bir çınarsın; yüreğime derin derin kökler salan Bir aşkın kalbini…/ bir adam ve bir kadının baş harflerini gövdesine kazıtan… Gölgesinde göz göze tutuşan en kalbi izler Ve dalında ve yaprağında ve gövdesinde aşka dair bilgelikler taşıyan…
Şiir
Aşk Olsun Sana Aşk -9
Şimdi sen gidiyorsun ya hani… Bırakıp da bir başıma beni Sanki hiç gitmemişsin de Hani öyle habersiz Hani öyle çat kapı gidiyor gibi Hani öyle geliyor gibi Hani öyle içime içime yürüyor gibisin… Masada iki yarım çay Yaşamaya yarım kalmış iki yarım can Ayrılık kesiği iki damla hasret Dudakların gibi ılık ılık -ha soğudu ha soğuyacak- İnce belli çay bardağında öpülesi dudak izlerin… İzlerini takip ediyorum Dudaklarının neminden ve kalbinin atışından buluyorum Öpüşmeye en müsait anda Yudum yudum içiyorum dudaklarını senin… On yapraklı yeşil bir dal gibi ellerine Ellerine tutunmak Güneşli bir gün gibi gözlerine Gözlerine karışmak Göğsünde doğup batan güneşin ışığına Işığına sığınmak Ve zincirini kıran tutsak bir dudak gibi seninle öpüşmek Öpüşmek Öpüşmek istiyorum… Sevdim ben seni…
Şiir
Çocukluğum ve Anılar
Eskiden… Çok eskiden -Eskiyen çocukluğumuzda yani- Evler göz hizasında Evler birbirine yakın… Birbirine yaslanıp duran Evler düşlerimiz… Gülüşlerimiz… Evler biriken hatıralar mekânı Sözler kırmamaya dökmemeye Ve aşka ve kendini sevdirmeye meyilli Davranışlar lümpen… Külhan… Arabesk Ve fakat aşk kadar şık Aşklar platonik… Aşklar melankolik… Aşklar utangaç Aşklar afişe edilmeye korkulan derin bir sır Komşuluklar -bir fincan kahve kadar- kırk yıl hatırlı Gözler birbirine yazılan iki lirik şiir Gözler aşkımızı ikiye pay eden sevinçli bir bakış olurdu… Şimdilerde Büyüdükçe büyüdükçe yani biz Evlerde büyüdü Çok katlı… Merdivenli… Asansörlü Ve başı zehirli bir mızrak gibi göğün yüzünü delmekte… Sözler ayrılıkçı… Kışkırtıcı… Gözler birbirine kör Gözler birbirinden yüksek… Birbirinden alçak Birbirine uzak… Birbirine tümden kapalı Gözler göz göre göre birbirine kurulan hain bir tuzak… Her gün… Her gecen gün… Büyüdükçe büyüdükçe yani biz Kuru bir toprağa… Ölü bir yaprağa dönüşüyor rengimiz Rengimizi kaybediyoruz an be an;
Şiir