Bülbülün güle olan aşkını bilmeyen yoktur. Bu kitapta bülbül güllerin en güzeli Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatını anlatır. İskender Pala bülbülün ağzından anlatır yani. Ömrünün her anında Efendimiz’in (s.a.v.) etrafında uçmuştur bu bülbül. Yaşanan onca acıyı okuyan bizleri de hüzünlendirmiş, ağlatmıştır. Dinimizi kabul ettirmek için zorluklara direnen müslümanlar... Ne engellerle karşılaşmış müminler... Ne eziyetler çekmiş sahabeler... Onca zorluğun mükafatı olarak o zamanda yaşayıp Peygamber Efendimiz’i (s.a.v) bir kere bile olsa görme şerefine nail olmaları.. O kadar çekilen eziyetin sonucunda Efendimiz’in (s.a.v.) yaşadıklarına şahit olmaları... Her sayfası sonsuz anlam dolu. Tarif etmeye kelimelerim yetmez. Ömrünün en güzel çabasının bu “Roman tadında bir siyer”i yazmak olduğunu söyleyen İskender Pala’nın anlatımını çok beğendim. Yine öğrenilen çok şey var diğer kitapları gibi ama bu siyer çok çok başka.. Çok duygulandırdı beni. Tekrar tekrar okuttu sayfalarını..
Bu siyeri okuduktan sonra Allah’a şükretmeden olur mu? Verdiği bütün nimetlere, dinini bize nasip etmesine, nefes alıp vermemize, gözümüze, kulağımıza, sağlığımıza... Her şeye... İyi ki Allah’ım! İyi ki bizleri kabul ettin dinine. Sonsuz şükürler olsun sana. Sonsuz salat-ü selam olsun Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.).
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sonraki günlerde şarkılarını Hendek’te şehit olan altı kişinin evlerinin damında söyledim. Altı ayrı ağıt...
Ve bir kere daha inandım; Allah dinini tamamlayacaktı...