Hanımlar, Efendiler!
Tabiatın insanlar arasında hayatı dağıtışındaki bilgece düzene dikkat ediniz. Bir aile arasından ak saçlılar muhterem yerlerini boş bırakarak birer birer mezarlarında görünen alemin ötesine çekiliyorlar. Bayramlarda, kandillerde mübarek ellerini öpmek için karşılarında saygıyla diz çöktüğümüz ve hayatın kışında saçı başı ağırmış büyükbaba ve büyükannelerimizi bugün hatırlıyor musunuz? Ellerini öpmek için önlerinde eğildiğimiz zaman kurumuş iki solgun dudağın, karşılık olarak tebrik için alınlarımıza dokunduğu anda ihtiyarların gözlerinden kopan iki sıcak damlayla yüzümüzün nemlendiğini çoğumuz henüz unutmadık. Fakat yaşımızın küçüklüğünden bu damlalarda gizli olan dokunaklı anlamı o zaman anlayamayarak o bayram sevinci içinde büyükbaba ya da annemizin ağladığına şaşardık. Şimdi anlıyoruz. O zavallılar ömürlerini sonuna geldiklerini ima ederek o yaşlarla bize veda ederlermiş. Evet, bu pek hazin. Fakat şimdi başınızı şuraya çeviriniz... Bakınız bu pembe, tombul yanaklı, sırma saçlı, bu şen, bu gürültücü melekler nereden çıktı? O ihtiyarları ölüm döşeğini uzattığımız zaman bunlar var mıydı? İşte Cenabıhak merhamet edip onları aldı, yerlerine bunları gönderdi. Bugün hayatın masumiyet kapısından girerken ellerinden tuttuğumuz aciz çocuklar yarın bizi son istirahat yerimize ulaştıracaklar... Tabiatın bu kanununa itiraz etmeyelim. Sıramıza razı olalım tabiatın hazmı ve tahammülü zor değişmez buyrukları karşısında edeceğimiz şey isyan değil, bunlardaki akıl erdirilmeye erdirilemeyen ezeli hikmeti dikkate alıp, düşünebilecek fikir sağlamlığı edinerek erdemler kazanmaya, nefsi, terbiyeye çalışmaktır.
Her şey Ateş pahasına çıkacak. Kömür, makarna gibi paket içinde satılacak. Odunlar ramazan pidesi, kandil çöreği misali renkli kağıtlara sarılacak. Elma, şeftali türünden meyveler okkayla değil tane ile satılacak. Okkasını yüz paraya pahalıdır dediğimiz yemişlerin tanesini beş kuruşa yiyeceğiz. Halkın şöyle böyle aşağı sınıfları beşe, altıya öyle buz gibi kıvırcık eti yiyemeyecekler.