Kitabın ana konusu Osmanlı toplumunun değişen ve gelişen dünya olaylarına karşı yeni yeni batıya açılma çabalarını ve bunu ürünü olarak geçlerin Fransızcaya merak salmasını eleştirel bir dille anlatmıştır. Ancak Osmanlı toplumu batılılaşmayı yanlış değerlendirmiş ve batıda yaşanan olayları taklit etmiştir. Bu eserde yanlış batılılaşmanın ya da batılılaşmayı yanlış anlamanın zararlarını anlatması yönünden önemlidir. Yazar dönemin batıyı taklit eden toplumunu eleştirmiş ve o dönemde yaşayan toplumun şu anda kendi toplumumuzda da gördüğümüz batı meraklısı tutumu kaleme alınmıştır. Genellikle her romanın konusu olan aşk konusu bu romanda da işlenmiş o dönemin zübbe gençlerinden olan Bihruz Bey’in Periveş Hanıma aşık olmasından ve arkadaşının yalanlarından dolayı kızında kendisine aşık olduğunu sanmasından dolayı birçok şeyini kaybetmesi anlatılmıştır. Perives Hanım havalı ve şımarık bir karakter olduğundan dolayı kendisini öldü sanan Bihruz Beyle dalga geçmiştir. Kısaca şımarık bir kız için kendini ve ailesinin servetini bitiren batı meraklısı bir genç üzerinden taklit edilmeye çalışılmış batı merakı anlatılmıştır. Yarı buçuk bildiği Fransızcasıyla esnaflarla konuşmaya çalışan genç günümüzde de olduğu gibi yeni dil öğrenmenin çağdaşlaşmak olduğunu sanır. Eser İstanbul’un sosyete ve sefahat yaşamı üzerinden toplumu bilinçlendirmeyi de ihmal etmemiştir. Osmanlı’nın gelişen dünyaya ayak uydurma zamanlarında yazılan bu eser bize Türk toplumunun bir anda değişen kültürünü, kimliğini gençlerin batıya özenmek olarak algıladığı yozlaşmayı anlatan bir eserdir. Yozlaşma diyorum çünkü kendi kimliğinden çok insanlara hava atmak ve dışarıdan çekici gözükmek için batı kimliğini kendi özünden daha çok benimseyen bir genç anlatılmıştır. O dönemde insanların Osmanlı yönetiminden