melek

melek
@scatterbrain
𓆝 𓆟 𓆞 𓆝 𓆟
çocukluğumuzun elma bahçelerinde, göl kıyılarında, taşra kasabalarının çam ağaçları altında, ya da istanbul kentinin orta halli mahallelerinde geçen yaşama hiç benzemiyor. korku dolu şimdi her yer. ve tedirginlik.
Reklam
yaşanmış düşüncelerimde bir şey arıyorum. acıyı bulamıyorum, yabancılık, özlem bulamıyorum. derin bir sevgi ya da bir ilişki bulamıyorum. hep o gözlemciyi görüyorum, düşüşleri ve çıkışları düzenleyen gözlemciyi. beni, yaşamımı gözleyen, beni, fırtınalarla uçuşturan, karanlıkla seviştiren, güneşle doğuran, bulut olarak doğu denizi'ne yağdıran gözlemciyi. bana yutkunmayı güçleştireni.
hep bir yere yerleşmek istedim. peki ama neden hep yollardayım? yaşamım hep bir yerlerde dolanıp durma.
uzun caddelerde yaşamı o kitapta olduğu gibi yoğun yaşayıp yaşamadığımı düşündüm. aşkı, duyguları, özlemleri? yoksa ben yaşanan tüm olayların bir gözlemcisi, dünyanın, duyguların, özlemlerin, ülkelerin, alışkanlıkların bir seyircisi miyim? belki de gövdenin öldürücü acılarını gözlemci olarak taşımak daha kolay olurdu. peki ama sevinçler ve istekleri ne yaptım? duyguların derinliğinden bir gözlemci olarak kaçtım mı, onların yarattığı akıntılarda ben'im tümüyle yer almadı mı ve zaman dışı sessizliğimde yeterince içten değil miydim?
havaalanlarını sevmiyorum. bu beton ve alüminyumdan oluşan kapalı kutularda kendimi hapishanelerden de öte, daha. ileri bir tekniğin hücrelerinde hissediyorum. hapishaneler ilk çağ, ortaçağ. ama havaalanları öyle mi? asık yüzlü ve herkese kuşkuyla bakan polisler. ekranlara girip çıkan çantalar. insanın üzerine tutulan büyük mikroskoplar. insanın üzerinde dolaşan bir kadının yaşamayan, silah arayan elleri. oysa silahlar kendi bellerinde asılı.
Reklam