Haziran sonuna kadar Demir Druid Günlükleri'ni bitirmeyi planlıyorum. Araya birkaç çerez kitap da girebilir belki. Seride 9 kitap var, 6 tanesini okuyalı bayağı oldu. Son 3 kitabı ancak geçen senelerde edinebilmiştim.
Önüme esrarengiz ve ulaşılması güç hedefler koymayı sevmiyorum. Aktif bir işim, bakmakla yükümlü olduğum tatlı bir kişim, bir elin parmaklarını geçmese de düzenli olarak görüştüğüm insanlar ve kendime göre düzenli tutmayı sevdiğim bir evim var. (Yani kendini zorlama Cer'cim.)
Neyse; seriye en baştan başlamak anıları tazeleyerek bana mutluluk verecek, çünkü büyük hevesle okumuştum :)
Yelken ve kürek devri korsanlarının, «kırk vasiyyet» diye adlandırılan öğütleri vardı. Bu öğütler Türk amirallerine ve kaptanlarına bir iş düsturu olmuştu. Bunun birinci maddesinde «Kaptan kendi korsan değil ise derya hususunda ve derya cengi ahvalinde korsanlar ile meşveret edip onların sözünü ve tavsiyesini dinlemelidir. Kendi reyi ile hareket etmemelidir. Bildiğine gidenler ekseriya nadim olmuşlardır. Onların yapacakları hataların zararı yalnız kendilerine değildir» deniliyor. Halbuki bu Lepanto savaşında çekirdekten yetişme tecrübeli korsan olan Uluç Ali'nin sözüne ne Serdar Pertev Paşa, ne de Müezzinzade Kaptan Paşa hiç kulak asmamışlardır. Onların ağzında hep şu lâflar, «Padişahın askeri korkak değildir. — Padişahın ırzı var. Hiç padişahın donanması düşmanla çarpışmadan çekinir mi?» dolaşıyordu. Halbuki harb bir korkaklık cesaret meselesi değildi ve değildir. «Düşmanın pire ise, o sanki deve imiş gibi hazırlan!» lâfı bir eski Türk sözü idi. Bu sözlerden Türkler, «Sakın ha, düşmanını zayıf ve kendini kuvvetli görme, düşmanın ne kadar zayıf olursa olsun, o çok kuvvetli imiş gibi hazırlan» mânasını çıkarıyorlardı. Zaten muzafferiyetlerimizin hiç birinde, cesaretimiz hesaba katılarak savaşa girilmiş değildir. Bilakis askerin korkacağı hesap edilerek ona göre davranılmış, askerin cesareti düşmanın zaten sağlanmış olan mağlûbiyetini kat kat ağırlaştırmıştır. Çünkü savaş öyle yüksek gümbürtülü cartcurtlu lâflarla değil fakat akıl ve zekâ ile yapılır ve kazanılır.