Sam, “devrim istiyoruz, özgür olmak istiyoruz” haykırışı nedeniyle doğmuş olduğu ülkeyi, ailesini, ve sevdiği kadını terketmek zorunda kalmış, sonrasında yaşamını, özgürlüğünü ve sevdiği kadını kazanmak için derisine Schengen vizesinin kopyasını sırtına bir sanatçıya dövme yapmasını yüksek bir ücret ve sözleşme karşılığında yaptırarak satmış, bir koleksiyoncudan diğer koleksiyoncuya satılıp bir sergiden diğer sergiye dolaştırılıp teşhir edilirken; özgürlüğün, bedenini ve de yaşamını metalaştırarak sağlamayacağını anlamış ve sonuç olarak iç savaşın devam ettiği Suriye’ye sevdiği kadınla birlikte geri dönmüştür. Onun farkındalığını sağlayan Avrupa’da yaşadığı çıplak karşılaşmalardır. Yabancılaşmanın en yoğun yaşandığı Avrupa’da özgürlüğün, yaşamın kendisinin tümüyle bir metaya dönüşmesini farkına varmıştır.
Sırtına Shengen vizesi dövmesi yapan çağdaş sanatçının ürününü/metasını tanıtırken kurduğu şu cümleler çarpıcıdır:
“Çok karanlık bir çağda yaşıyoruz, eğer Suriyeli, Afgan, Filistinli vb. iseniz, değerli bir insan değilsiniz. Duvarlar örülüyor. Ben de Sam’i bir meta, bir tuval yaptım. Yani artık dünyayı dolaşabilir. Çünkü yaşadığımız zamanlarda, malların dolaşımı bir insanın dolaşımından daha özgür. Böylece onu bir çeşit mal haline getirerek, şimdi, zamanımızın kodlarına göre, insanlığını ve özgürlüğünü geri kazanabilecektir. Şimdi, bu tam da bir paradoks değil mi?”
Kaouther Ben Hania, The Man Who Sold His Skin, 2020
Yorumlayan-Baran sarkisyan