Sena Duru

Sena Duru
@sdsdsdsdsdsd
Kişisel gelişim mutluluğu bir emre dönüştürdü: "Her zaman, her yerde, ne olursa olsun mutlu ol." Mutluluk sanki varoluşun hedefi ve nihayetinde başarılı bir yaşamın tek koşuluymuş gibi dayatılıyor. Böyle olunca elbette kendini iyi hissetmemek yakışıksız bir şey, başarısızlığın kabulü, bir kusur oluyor. …Duygu durumumuza etki edebilecek dış etkenlere rağmen bu "bütünlük" haline ulaşmamız için türlü teknikler sunuluyor. Özetle asıl mesele, antik stoacılığın bir new age versiyonuyla yeniden bağlantı kurmak: Bana bağlı olmayan şey beni etkilememeli. Bu, genç bir köleyken efendisi tarafından cezalandırılan birinci yüzyıl filozofu Epiktetos'un öğretisidir. Epiktetos'un efendisi onun bacağını bir mengeneyle sıkar. Epiktetos hiç itiraz etmeden ona devam ederse bacağını kıracağını söyler. Efendisi devam eder ve kemik bir çatırtıyla birlikte kırılır. Epiktetos sükûnetini koruyarak şöyle der: "Devam edersen bacağımı kıracağın konusunda seni uyarmıştım." Bizim de kaderimizi Epiktetos gibi felsefeyle kabullenmemiz, koşullar ne olursa olsun sükûnetimizi korumamız ve hayata gülümseyerek göğüs germemiz bekleniyor.Kişisel gelişim bize şunu söylüyor: Mutluluğundan yalnızca sen sorumlusun. Aynı şekilde, meritokrasi kavramını kullanarak bize şunu da ekliyor. Başarından da yalnızca sen sorumlusun. Toplumsa ivme yıllardır tıkalı ama meritokrasi hayatta kalma prensibine dayanır ve tıpkı bir kumarhane gibi işle : Oyuncuların çoğunluğu kaybeder fakat az sayıdaki kazananlar, yani hayatta kalanlar örnek gösterilir. Geri kalanı enerjilerini başarıya harcamaya teşvik edilir Bu iyi bir şeydir elbette ama oyunun bazen hileli zarlarla oynandığı gizlenir. Bu da başarısızlık durumunda suçluluk hissini körükler.Oysa yalnızca kişisel çabamıza bel bağlamak yerine aşılması gereken çok sayıdaki engelin
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dünyada var olduğunuz, bugün olduğunuz kişiden farklı olsanız da kendiniz olduğunuzu ve hayatınızı yaşadığınızı kabul edersiniz; oysa o anki varlığınıza dair elle tutulur bir kanıtınız yoktur (bu örneğe sosyal medya paylaşımlarını veya akıllı telefonunuzdaki fotoğrafları katmıyorum). Bilişsel bilim profesörü Stan Klein bu paradoksa "benliğin kanıtsız devamlılığı" demiştir: Kimliğimizin sabit olduğuna dair bir yanılsamayla birlikte doğumumuzdan itibaren sürekli var olduğumuzu biliriz ama buna dair somut bir kanıt yoktur. Beynimiz birbirinden ayrı anları, "hayatım" dediğimiz hayali bir sürekliliğe dönüştürür. Beynimiz ayrı kimlikleri "ben" dediğimiz birleştirilmiş bir kimliğe dönüştürür. Kişiliğimizin bazı yönlerinde bir süreklilik vardır elbette ama varlığımızın sayısız yönünün ardında gizlenmiş gerçek bir "ben" olduğunu gösteren hiçbir şey yoktur. Kısacası, derinlerdeki gerçek benliğinizin ve onun gizli arzularının, tutkularının peşine düştüğünüzde ne bir sonu ne de bir hedefi olan bir yola koyulmuş olursunuz ve siz ilerledikçe bu yol gelişip şekillenir.
“İnsan ne düşünüyorsa odur” aforizması, yalnızca insanın varoluş gerçeğini açıklamakla kalmaz, aynı zamanda hayatındaki her durum ve koşulu anlamayı da olanaklı kılar. İnsan kelimenin tam anlamıyla düşündüğü şeydir, düşüncelerinin toplamı karakterini oluşturur.
"İnsanlar şurada ya da burada söylemek zorunda kaldıkları şeylerin peşinden gittikleri sürece Tanrı'nın krallığı içlerindedir." Yapmak zorunda olduğunuz şeye inanmalısınız, şüpheyle gölgelenmemiş bir zihinle inanmalısınız ve sonra onu anlayıncaya kadar üzerinde düşünmelisiniz. İşte o zaman arınmaya ve iç dünyanıza yaratmaya başlarsınız. Daha çok anlayış ve farkındalıkla ilerleme kaydettikçe, kendi kendini yöneten ruhun büyülü potansiyeliyle açığa çıkan dış faktörlerdeki güçsüzlükleri de keşfedersiniz.
İnsan kendisini oluşturan şeyin dış koşullar olduğuna inandığı sürece şartlara karşı direnç gösterir, fakat belirleyici güç olduğunu anladığında, şartların gelişebileceği varlığının gizli toprağına ve tohumlarına hükmedebilir, böylelikle kendisinin hakiki efendisi olur.