Kişisel gelişim mutluluğu bir emre dönüştürdü: "Her zaman, her yerde, ne olursa olsun mutlu ol." Mutluluk sanki varoluşun hedefi ve nihayetinde başarılı bir yaşamın tek koşuluymuş gibi dayatılıyor.
Böyle olunca elbette kendini iyi hissetmemek yakışıksız bir şey, başarısızlığın kabulü, bir kusur oluyor.
…Duygu durumumuza etki edebilecek dış etkenlere rağmen bu "bütünlük" haline ulaşmamız için türlü teknikler sunuluyor. Özetle asıl mesele, antik stoacılığın bir new age versiyonuyla yeniden bağlantı kurmak:
Bana bağlı olmayan şey beni etkilememeli. Bu, genç bir köleyken efendisi tarafından cezalandırılan birinci yüzyıl filozofu Epiktetos'un öğretisidir. Epiktetos'un efendisi onun bacağını bir mengeneyle sıkar. Epiktetos hiç itiraz etmeden ona devam ederse bacağını kıracağını söyler. Efendisi devam eder ve kemik bir çatırtıyla birlikte kırılır. Epiktetos sükûnetini koruyarak şöyle der: "Devam edersen bacağımı kıracağın konusunda seni uyarmıştım." Bizim de kaderimizi Epiktetos gibi felsefeyle kabullenmemiz, koşullar ne olursa olsun sükûnetimizi korumamız ve hayata gülümseyerek göğüs germemiz bekleniyor.Kişisel gelişim bize şunu söylüyor: Mutluluğundan yalnızca sen
sorumlusun. Aynı şekilde, meritokrasi kavramını kullanarak bize şunu da ekliyor. Başarından da yalnızca sen sorumlusun. Toplumsa ivme yıllardır tıkalı ama meritokrasi hayatta kalma prensibine dayanır ve tıpkı bir kumarhane gibi işle : Oyuncuların çoğunluğu kaybeder fakat az sayıdaki kazananlar, yani hayatta kalanlar örnek gösterilir. Geri kalanı enerjilerini başarıya harcamaya teşvik edilir Bu iyi bir şeydir elbette ama oyunun bazen hileli zarlarla oynandığı gizlenir. Bu da başarısızlık durumunda suçluluk hissini körükler.Oysa yalnızca kişisel çabamıza bel bağlamak yerine aşılması gereken
çok sayıdaki engelin