Yalnız kalma korkusunun temelinde kendimize dair farkındalığımızı yitirme endişesi vardır. İnsanlar uzun süre boyunca konuşacak kimse yahut ses çıkaran bir radyo olmaksızın yalnız kaldıklarında “boşlukta” hissetmekten, sınırlarını yitirmekten ve kendilerine yön vermelerini sağlayacak hiçbir şey bulamamaktan korkarlar.
Denizden yaklaşan sis gibi havada asılı bekleyen yalnızlığın hayaletidir bu. Mecazi olarak söylemek gerekirse, memnun etmeye çalıştıkları şey (ayrılık, yalnızlık ve diğer insanlardan uzak kalmanın sembolü olarak) ölümün hayaletidir.
On yedinci yüzyılda Pascal insanların kendilerini meşgul etme çabalarını fark etmiş ve bu meşguliyetlerin büyük çoğunluğunun, insanların kendilerine dair düşüncelere kapılmamasını sağlamak için ortaya çıktığını belirtmiştir.