Ayrılık, sevdanın türbesidir derler. Derler ki, uzun ayrılıklarda ölür gidermiş sevdanın sıcaklığı.
Madem öyle, neden azalmadı aşkımız, bir nebze bile?
Yokluğun durup dinlenmeden sevdamı hatırlatıyor sadece
Düşünmüştüm ki, seni görmezsem eğer,
bir anı olursun, canım istedikçe belleğimde canlanan.
O da canım isterse...
Ama ne oldu?
Anılarıma gömdüm kendimi, teslim aldın benliğimi.
Düşünmüştüm ki, oruç tutarım, çok çalışırım,
küçülür gidersin anılarımda.
Oruçlar tuttum, gece gündüz çalıştım, durdum.
Ne fayda! Yalnızca senin gözlerini okuyorum kitaplarımda.
Küçücük bir kuş gibiyim.
Havam sensin, es üstüme.
Küçücük bir balık gibiyim.
Suyum sensin, ak üstüme.
Suskunluğun çöl olur bana.
Suskunluğunda boğulurum.
Düşmanımsın; kaçıyorum senden.
And içtim unutmayacağım seni.
Bu aşkın sonunu getiremeyeceğiz, anladım.
Bu denli değerli bir şey solup gideceğine ellerimde,
en iyisi kestirip atmak dedim kendi kendime.
Birbirimize veremediğimiz teselliyi,
felsefede, dinde arıyorum şimdi.
Sana duyarlı olan yüreğimi yatıştırmaktı niyetim.
Ama beceremedim.
Sanki bende olmayan her şey sende vardı.
Sanıyordum ki, tüm acıları geride bırakacak kadar güçlüsün.
Yanılmışım... Zayıflıktan değil acıların.
Öylesine güçlüsün ki, göz göze yaşıyorsun acılarla.
Sakınmıyorsun, gözlerini kaçırmıyorsun onlardan.