çok sevdim bir zamanlar,
seviyorum yine de
çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de
alıp başımı gitmeyi yollar boyunca
seyretmek bir bozkır akşamını camından bir otobüsün
masal şehirlerini geçerken hızla
eylül sabahının serinliğini...
eylül sabahının serinliğini
yaprakların serinliğini
ciğerlerime dolduruyorum
sessizlik ve serinlik
birleşiyor
yıkanmış güvercinler
ve çok uzak bir tren sesi
her zaman yeniden başlamak duygusu
doğuyor içimde
her uyanışımda
düşmanlarımı bağışlıyorum
daha çok seviyorum dostlarımı
her uyanışımda
eylül sabahının serinliğini
yaprakların serinliğini
yüreğime dolduruyorum
neden bunu çekmişim ki? diye sorguladığı fotoğraflar da vardı; tuhaf şekilli taşlar, tozla kaplı külüstür bir araba, pizzacının önündeki her haftanın ikinci ve dördüncü çarşambaları kapalıyız yazılı tabela, bir tabak dolusu jajangmyeon ve tangsuyuk, özel bir yanı olmayan bulutlu bir gökyüzü, okul kapısı ve spor sahası... ayrıca birinin grafitisinin fotoğrafı da vardı.
söz konusu başkası değil, kendiydi. yine de on beşine dönüp baktığında, bir türlü anlam veremediği pek çok şeyle karşılaşıyordu. neydi bu çocuğun ilgisini ve dikkatini çeken? otuz iki yaşındaki hali anlam veremese de on beşindeki Nawoo için bu fotoğraflar bir şeyler ifade etmiş olmalıydı.