Ertuğrul Torun

Ertuğrul Torun
@sebertianugrul
Kendi çapında genç bir okur-yazar.
Toplum, dışlanmak ve inziva
Toplum kendinden olmayanı dışlar. İster estetik, ister kültürel, isterse de fikirsel olarak toplum kendi baskın normlarını dayatır ve bunu reddeden bireyleri dışlar. Bu normal bir şeydir, toplumlar insan doğasının kaçınılmaz oluşumlarıdır ve böyle normların varoluşu da toplumların doğasının kaçınılmaz oluşumlarıdır. Mesele ise hangi toplulukta olduğumuz ve hangi normları reddedip, hangilerini kabul ettiğimizdir. Nasılsa bir çok toplum ve normun arasında yaşıyoruz, kaçınılmaz olarak redlerimiz ve kabullerimiz olacaktır. Kişisel kabullerimiz, inançlarımız ve fikirlerimiz bizleri buna sürükler. Mesela bir Müslümanın LGBTQ+ toplumunun varoluşuna karşı duruşu hiç de pozitif olmayacaktır veya bir liberalin aşırı sol normları kabul etmemesi de bunun için iyi bir örnek olabilir. Aslında örnekler çoğaltılabilir ama anlaşıldığını düşünüyorum. Ben bu dışlanmayı yaşayan ve tevhid inancına sahip olan insanların inzivaya çekilerek Allah'a yaklaşmaları gerektiğini düşünüyorum. Bizler bazen toplumun estetik algısından olsun, fikirsel/ideolojik durumundan olsun, kültürel yaşantısından olsun dışlanabiliyoruz. Toplum bizi giyimimizden, düşüncelerimizden veya kültürümüzden dolayı dışlayabiliyorken bizler bu baskı karşısında karşı topluma boyun eğmemeliyiz, inzivaya çekilmeli bolca Allah'ı anmalı ve kendi toplumumuzdan olanlarla bir arada olmalıyız. Bu dünyevi toplumlardan dışlanmayı bir musibet olarak görmek yerine bir hidayet ışığı, bir nimet olarak görün... "Dünya sizden nefret ederse, sizden önce benden nefret etmiş olduğunu bilin. Dünyadan olsaydınız, dünya kendisine ait olanı severdi. Ne var ki, dünyanın değilsiniz; ben sizi dünyadan seçtim. Bunun için dünya sizden nefret ediyor." - Yuhanna 15:18-19 "Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar
Din
Reklam
Gelişimde bir gaflet üçlemesi
Haset ve kibrin tezcanlılık ile birleşmesi insanı yıkıma götürüyor. Kişi başkalarının sahip oldukları şeylere kibirli bir şekilde haset edince kendini geliştiremez oluyor. Tezcanlılığı ve kibri kişiyi kısa yoldan gelişim arayışına sokuyor ancak bu işin sonu da tabii ki gelmiyor, kısa yoldan elde edilmeye çalışılan gelişim hayalleri kişiyi kendine çekmeye devam ederken gerçek bir gelişim için gereken zamandan fazlasını çalıyor ve sonuç olarak kişiye yine bir şey katmıyor. Kişi bunları zamanla farketse bile kaybettiği zaman için üzülmekten fazlasını yapacak motivasyonu kendinde bulamayabiliyor, etrafındaki bireylerin gelişimi yanında kendisinin yerinde sayıp durması kişiyi bir durgunluğa getiriyor. Bu gibi anlarda sanırım insanın duygusal desteğe ihtiyacı oluyor; şahsen beni bu gaflet üçlemesinden uyandıran şeyler dini metinlerdeki umut ışığı ve iyi kalpli dostlarımda açıkça konuşmak oldu. Yakın geçmişte yaptığım hatanın farkına tam anlamı ile vardım ve şimdi anlıyorum gelişimin anlam ve önemini. İnsan kibrinden dolayı gelişmek istese bu onu eninde sonunda bir felakete sokuyor, insan kendini başka insanlardan üstün olmaya adayınca işin sonunda herkesten alçak kalıyor. Haset yapsa gelişemiyor çünkü önüne dahi bakamıyor, acele ise zaten yapmaya çalıştığı şeyi sabote ediyor. Ancak Allah'ın rızasını gözeterek yapılan işler işe bambaşka bir huzur ile içimizi ısıtıyor, bizleri kibir ve hasetten uzak tutuyor, kutsal metinlerde karşımıza çıkan sabır ve sebat öğütleri ise bizleri acelecilikten alıkoyuyor. İnsan bu 3 şeyden kendini arındırmaya başlayınca mutlu hissediyor...
Son zamanlar...
Allah mağdur ailelerine sabır versin. Günler geçtikçe öyle şeyler yaşanıyor ki sanki birileri tarafından duygusuzlaştırılmaya çalışıyoruz. Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor. (İbrahim suresi 42.ayet)
Gündem