Yağmurun içindeki her günkü dünya: "Hadi çabuk ol. Yeter
artık. Gel buraya. Bizimle beraber olman lazım. Böyle biteviye
sütçü dükkanında kalıp, yeniden doğmuş numarasıyla
oturamazsın. Seni bekliyoruz. Alıp götüreceğiz. Her şey, bütün
insanlar seni bekliyor. Onların arasında oynadığın oyunu bitirmeye mecbursun. Yeniden doğulmaz. Doğsan bile n' olacak? Seni iki senede, iki senede değil, iki günde aynı insan ederiz. Aynı
kendini düşünen, aynı haris, aynı kıskanç, aynı kötü huylu, aynı
sarhoş, aynı budala oluverirsin. Seni aynı hastalıkla yıkmak
için elimizde her şey var. Hem canım sen nasıl bir dünya istiyorsun?
Görülmemiş, işitilmemiş, tadılmamış, yazılmamış, yaşanmamış
... Olur mu böyle şey? Hadi gel. Dön her günkü hayatına.
Akşam artık süt içmeyeceksin. Sana halis, içine su ile ispirto
karıştırılmış pekmez içireceğiz. Öylesine hayattan hoşnut
olacaksın ki şimdiki gibi elle tutulamayan, gözle görülemeyen,
yalnız işte böyle ara sıra sezeceğin ümitlerle yapılmamış ama
belli, göze görünür şarapla başlayan yalancı kahramanlıklada
dolu ümitleri bulunca karşında, sabahki halinden utanacaksın.
Yarın sabah yine her sabahki gibi ağzın küflü, yapış yapış,
bezgin uyandıracağız seni."