İki Meltem Arasında
"Neye başlayacak olsam kendimi hep geç kalmış hissediyor, sırtımda, omuzlarımda, kollarımda bir ağrı duyuyordum. Mesela bir müzik aleti çalmayı deneyecek olsam, ruhumun eski devirlerde durup upuzun beklemişliği gelip şimdiki halime yapışıyor, kulaklarım o kadim yaradılış seslerini duyacak kadar hassaslaştığında bu kez parmaklarım yetilerini unutmuş oluyor, beynim ikisinin uyumunu sağlayamıyordu. Ne çok şeye gücü yetmiyordu insanın!"
Kitabımız ismini bilmediğimiz ana karakterimizin Vadi'de ölen Huri halasının ölümüyle başlıyor. Cenaze için Vadi'ye gitmeden önce kulağındaki çınlama için bir doktora görünmeye karar veriyor. Tinnitus hastalığı ve gittikçe artan bir işitme kaybı yaşadığını ve her şeyden uzaklaşıp 1 ay süreyle sessiz bir yerde yaşaması gerektiğini söylüyor. Cenaze için gittiği Vadi'de kalış süresini uzatıyor ve bir yandan da manevi hatıralarla dolu bu evi tadilata sokuyor.
Yalnız kaldığı süre boyunca bütün yaşananları tek tek hatırlıyor. Küçükken burayı hiç sevmezdi oysa ki. Ama şimdi... Şimdi bütün o geçmiş, bütün o yaşanmışlıklar onu buraya çekiyor gibi. Beş kuşaklık geçmişi olan bu ev artık onun yeni yuvası olabilecek miydi?
Acılar, ölümler, sürgünler ve sessizlik içinde biten yaşamlar. Geriye kalan sadece bir ev değil. Koskaca beş kuşağa ev sahipliği yapmış kocaman bir geçmiş. Ve bu geçmişi sahiplenen onu satmak istemeyen, hatıralara sahip çıkan ana karakterimiz. Yazarın dili oldukça akıcı ve betimleri de çok yerinde olan bu kitap kısa olmasına rağmen sizi alıp içine çekecek. Keşke biraz daha uzun olsaydı tadı damağımda kaldı diyebilirim.
Ancak hayat, insanın ezberini bozmak üzerine kuruluydu.
Zaman, zahiren lakayt geçip gidiyor görünürken kim bilir hangi mesafelerden bilinmezlikleri taşıyıp getiriyor, şaşmaz bir incelikle her