SedaNur

Allah rahmet eylesin, İmam Celaleddin ed-Devvanî eş-Şîrazî şöyle demiştir: "Şayet selef uleması,kendilerinden sonrakilerin kaba bir şekilde görüşlerine muhalefet edeceklerini bilselerdi,kitaplarının kendileriyle birlikte,kabirlerine defnedilmesini isterler ve sadırlarındaki ilmi satırlara geçirmezlerdi."
Reklam
Tabiinin büyüklerinden, Bilal b. Sa'd el- Eş'arî kendi asrındakilerle geçmiştekiler arasında şöyle bir kıyas yapıyor: "Zahidleriniz dünyalık ister. Müctehidleriniz ihmalkâr ve gevşek. Âlimleriniz cahil. Cahilleriniz ise kibirli."
İmam Karafî Şihabüddin Ebû'l-Abbas Ahmed b. İdris el-Mısrî el-Maliki (626-684),bir fıkıh usulü âlimidir. Fıkıh ilminde el-Furuk adlı çok değerli bir eseri vardır. Örnek bir fıkıh usulü âlimi olmasının yanında astronomi saati yapımı konusunda maharetli ve ender rastlanır bir kişidir. Nefâisü'l-Usûl fi Şerhi'l mahsûl adlı eserinde "Dillerdeki sözler" konusunda,seslerin delaletlerinden bahsederken şöyle der: "Ses tek başına sahibine delalet eder mi? Duyduğumuz bir "bu ses muhakkak şu şahsa aittir" dememiz için yeterli değildir. Çünkü ses insan dışındaki şeylerden de yapılabilir. Bana ulaştı ki Melik el-Kâmil'e bir şamdan yapılmış. Gecenin ilerleyen saatlerinde Bu şamdanın kapısı açılıyor ve bu kapıdan Melike hizmet eden bir adam çıkıyormuş 10 saat geçtikten şamdanın üzerinde bir adam beliriyor ve "Allah Sultanı Hayır ve saadetle sabaha ulaştırsın" diyormuş bu sözden Melik fecr'in aydınlandığını anlarmış. Ben (Karafî söylüyor) bu şamdanı öğrendim ve onun daha üstün özellikli olanını yaptım. Bu şamdanın rengi her saat değişiyordu üzerinde bir aslan vardı Ve bu aslanın gözleri her saat başı koyu siyahtan beyaza,beyazdan da koyu kırmızıya dönüşüyordu. iki kuştan iki taş düşüyor ve önceki hizmetçi giriyor bir başka şahıs çıkıyor, bir kapı kapanıyor diğer bir kapı açılıyordu Fecir doğduğunda şamdanın üzerinde eli kulağında olan bir adam beliriyor ve ezanı işaret ediyordu. Fakat buna ses verme işini yapamadım. Sonra şamdanın üzerine yürüyen ve sağa sola dönen bir hayvan resmi yaptım bu hayvan ses çıkartıyor fakat konuşamıyordu." Bu zikredilen Hadise mucit imam Karafî'nin eşsiz,harikulade zekâsını göstermektedir. Bunun yanında Karafî en zor ilimlerden olan fıkıh usulünde de imam bir âlimdi. rahmetullahi Aleyh
Bir de okurlarımıza dünyada çok az rastlanan, el sanatlarında,bedensel kabiliyetlerde, yaratıcı fikirler konusunda Allah vergisi acayip, eşsiz özellikleri olan insanlardan bahsetmek istiyorum. Gerçek olmasa bu örnekleri de aklın kabul etmesi mümkün değildir. Bunlardan birkaç örneği şöyle aktarabilirim: Tarihçi Ebû'l-Fadl Abdurrezak b. el-Fuvetî el-Bağdadî, el havâdisu'l-Câmia ve't-Tecârbu'n-Nâfia fi'l-Mieti's-Sâbia adlı kitabında, Yemen'in âlim meliklerinden Melik el eşref Ebû'l-Abbas İsmail b. el-Abbas er-Resûli el-Yemenî, Ascedu'l-Mesbûk ve'l Cevheru'l- Mahkûk fî tabakati'l-Hulefâi ve'l-Mulûk adlı eserinde 637 senesi havâdisleri bölümünde şöyle der: "Bu sene yabancı bir terzi asıldı. Bu terzi Emir Cemalettin kaştemür'ulün hizmetinde çalışıyordu. Bu adam bir komşusunu makasla yaralamış ve bundan dolayı komşusu ölmüştü. adam terzilik konusunda çok maharetliydi ve acayip şeyler yapıyordu. Henüz biçilmemiş kumaşlarla kendisini bir sandığa kapatıyor ve sandığın kapağı kilitleniyordu. Sonra da sandık Emir Cemalettin'in kapısına karşı asılıyor ve bir gece kaldıktan sonra indiriliyordu. Sandık indirilip kapağı açıldığında elbiseler biçilmiş, dikilmiş ve katlanmış bir vaziyette bulunuyorlardı. Ondan sonra bu bazı kişiler tarafından denense de başarılamadı. Adam yaşadığı dönemde iyi bir yol tutmasa da kısa boylu, topal ve kambur bir yaşlıydı ve devrinin en iyi terzisiydi.
Câbir bin Abdillah şöyle demiştir: "Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bizi bir yere gönderdi üzerimize de Ebu ubeyde'yi Kumandan tayin etti. Kureyş'in bir Kervanı ile karşılaşacaktık bize azık olarak bir dağarcık kuru hurma verdi başkasını bulamadı. Ebû Ubeyde bize birer hurma veriyordu (Ebû'z-Zübeyr) diyor ki: Ben bununla ne yapıyordunuz diye sordum. Onu çocuğun emdiği gibi emiyor sonra üzerine su içiyorduk. Bu bize o gün geceye kadar yetiyordu. Bir de sopalarımızla selem ağacını ağacının yaprağını silkeliyor sonra onu da ıslatarak yiyorduk dedi. Ve devamla şunları söyledi: Deniz boyuna gittik derken Deniz'in boyunda bize yüksek kum tepesi şeklinde bir şey yükseldi. ona vardık. Bir de ne görelim balina denilen hayvan! Ebû Ubeyde, " bu ölmüş." dedi sonra Hayır. Biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin elçileriyiz ve Allah yolundayız, siz muztar da kaldınız. Binaenaleyh yiyin! dedi. Artık onun yanında bir ay kaldık. Üç yüz kişi idik. Hatta semizledik. Vallahi kendimizi onun gözünün içinden testilerle iç yağı aldığımızı görmüşümdür. Ondan öküz gibi yahut öküz kadar parçalar kesiyorduk. Gerçekten Ebû ubeyde bizden on üç kişi alarak bu hayvanın gözünün içine oturttu. Onun kaburgalarından bir kaburga alarak dikti sonra beraberimizdeki en büyük deveyi semerledi ve deve onun altından geçti. onun etinden haşlamalar yaptık. Medine'ye geldiğimiz vakit Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e giderek olanları kendisini anlattık. O da: "O Allah'ın sizin için çıkardığı bir rızıktır. Yanınızda onun etinden bir şey var mı? Bize de tattırın." buyurdular. Bunun üzerine Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Ondan bir parça gönderdik O da yedi.
Reklam