Yusuf El karadâvî,ümmetin içine düşmüş olduğu kullukta ve tebliğ hizmetleri dahil Müslüman hayatının hemen her alanındaki öncelik karmaşasının yani kapsam ve kalitesizlik probleminin sebeplerini şöylece değerlendirmiş bulunmaktadır:
1. Müslümanlar ümmetin tümünü alakadar eden ve farz-ı kifaye hükmünde olan konuları büyük ölçüde ihmal ettiler. Söz gelimi ilim, savaş ve sanayi alanları
2. Kimi farz-ı Ayn olan konuları ihmal ettiler ya da gerekli özeni göstermediler. El emri bil ma'ruf ve'n-nehyû ani'l-münker ilkesi buna örnektir
3. Farz ve rükünlerin kimini kiminden fazla önemsediler. Mesela oruç,namazdan daha fazla önemsenmektedir yine namaza zekattan daha fazla önem verilmektedir. Halbuki kur'an-ı Kerim'de yirmi sekiz yerde namaz ve zekat birlikte zikredilmiştir. Birinci halife Hz Ebubekir'de namaz kılıp zekat vermek istemeyenlerle savaşmış ve bu ikisinin arasında ayrılmayacağını ilan etmiştir. Böylece islâm hilafeti/ Devleti fakirlerin hakkı için savaşan ilk devlet olmuştur.
4. Kimi nafilelere farz ve vaciplerden daha fazla önem verdiler. Mesela zikir,tesbih ve evradı çok çok yaparken özellikle sosyal alanlarla ilgili farzlara mesela çirkin ve yanlış şeylere, sosyal ve siyasal zulme karşı çıkma gibi konulara aynı önemi vermediler.
5. Namaz ve zikir gibi ferdî ibadetlere, faydası genel olan sosyal ibadetlerden daha fazla itina gösterdiler. Mesela cihad, insanların arasını düzeltmek, iyilik ve takvada yardımlaşmak,sabır ve Merhameti tavsiye etmek, güçsüz insanların haklarına riayet edip onları korumak gibi konulara aynı ikna'yı göstermemektedirler.
6. Çoğu kimseler (usul) ilke ile ilgili meseleleri ihmal ettiler. Bunun karşısında furu' (ayrıntı) ile ilgili amel ile ilgili meselelere önem verdiler. Oysa öncekilerin ifade ettiği gibi, "usule riayet etmeyen hedefe
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Annemin bana öğrettiği ilk kelime
Allah, şahdamarımdan yakın bana benim içimde
Annem bana gülü şöyle öğretti
Gül, Onun, o sonsuz iyilik güneşinin teriydi Annem gizli gizli ağlardı dilinde Yunus
Ağaçlar ağlardı, gök koyulaşırdı, güneş ve ay mahpus
Babamın uzun kış geceleri hazırladığı cenklerde Binmiş gelirdi Ali bir kırata
Ali ve at, gelip kurtarırdı bizi darağacından Asyada, Afrikada, geçmişte gelecekte
Biz o atın tozuna kapanır ağlardık
Güneş kaçardı, ay düşerdi, yıldızlar büyürdü Çocuklarla oynarken paylaşamazdık Ali rolünü
Ali güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar kahraman
Ali olmaktan bir sedef her çocukta
Babam lambanın ışığında okurdu
Kaleler kuşatırdık, bir mümin ölse ağlardık Fetihlerde bayram yapardık
İslam bir sevinçti kaplardı içimizi
Peygamberin günümüzde küçük sahabileri biz çocuklardık
Bediri, Hayberi, Mekkeyi özlerdik, sabaha kadar uyumazdık
Mekkenin derin kuyulardan iniltisi gelirdi
Kediler mangalın altında uyurdu
Biz küllenmiş ekmekler yerdik razı
İnanmış adamların övüncüyle Sabırla beklerdik geceleri
Şimdi hiçbirinden eser yok Gitti o geceler o cenk kitapları
Dağıldı kalelerin önündeki askerler
Çocukluk güzün dökülen yapraklar gibi
Sezai KARAKOÇ
Hazreti AliZiya Şakir · İstanbul Maarif Kitaphanesi · 195013 okunma
Ümmeti Muhammed kur'an-ı Kerim ekseninde sünneti Muhammed ile inşa edilmiş sosyal bir gerçeklik ve yapıdır. Bu tespit hiç kuşkusuz ümmete,varlığını inşa eden sünnet-i Muhammed'i yaşama ve yaşatma görev ve sorumluluğunu yüklemektedir. Zira bu iki peygamber mirasını (ümmet-sünnet) birbirinden ayırmak,her ikisine de yapısal anlamda büyük zararlar verecektir.