Sahi, elinizi göğsünüze doğru atıp, kalbinizin atıp atmadığını, yüreğinizin yerinde durup durmadığını kontrol eder misiniz? Zaman zaman elimi sol göğsüme titrek bir güvercin gibi uzatırım. Kalp bu, terk etmiyor insanı; insan onu çok sık unutsa da terk etse de...
İyiler ölüyor. İyiler susuyor. İyiler sofraya alınmıyor bile. İyilerin hasta olarak görüldüğü bir dünya başladı. Kötülüğün en rahat yayıldığı yer iyilerin affediciliğini hakim olduğu yermiş. Evet, iyiler affettiklerini bile unuttukları için kötüler her yerdeler. O kadar yaygınlaştı ki iyinin tuhaf karşılanması, hatta iyiler de kötülere meze olmasınlar diye kimseye sebat, sakinlik, anlayış gibi şeyleri öğretmek istemiyor.
Zeki Bulduk’un kaleme aldığı "Sevgili Mayakovski - Tahran'dan Mektuplar" üzerine konuşacak, üzerine derin derin düşünülecek çok şey sunuyor bize. Kitabın mektup formunda yazılmış olması, okuyucuyla yazar arasındaki mesafeyi tamamen sıfırlamış. Yazar burada Mayakovski’yi bir alıcı, bir dert ortağı olarak seçiyor. Ona Tahran’dan seslenirken, aslında modern insanın yalnızlığını, devrime, aşka ve hayata dair kırgınlıklarını anlatıyor.
Mayakovski hayatı boyunca Lili Brik’e olan hastalıklı, tutkulu aşkı ve sistemle olan kavgaları yüzünden ruhunu hırpalamış ve nihayetinde kalbine bir kurşun sıkarak hayatına son vermişti. Tahran ise sokaklarında hem büyük aşkları hem de büyük siyasi acıları, devrimleri ve hayal kırıklıklarını barındıran bir şehir. Yazar, Tahran'ın o hüzünlü, tozlu sokaklarında yürürken Mayakovski’nin trajedisini yanı başında taşıyor.
Zeki Bulduk, coğrafyaların ruhunu okumayı ve bunu edebiyata aktarmayı çok iyi bilen bir kalem. Cümleler adeta bir ney sesi gibi naif ama bir o kadar da sarsıcı. Bu mektuplar sadece Mayakovski'ye yazılmamış; yazarın kendi içine, kendi geçmişine ve inançlarına tuttuğu bir ayna.
Kesinlikle kütüphanede özel bir yeri hak eden, bittiğinde bile kapağına bakıp seni derin düşüncelere daldıracak bir eser. Tavsiyemdir.