16. yüzyılda büyük bir yeteneğe doğuştan sahip olan bir kadın mutlaka ya delirirdi, ya kendini vururdu ya da köyün dışındaki bir kulübede hayatının sonuna dek tek başına yaşar, yarı cadı ve yarı büyücü olarak görülür, kendisinden hem korkulur hem de onunla alay edilirdi. Ne de olsa oldukça yetenekli bir kızın yeteneğini şiir sanatı için kullanmaya kalkmasının, başkalarının onu tamamen engellemesine ve köstek olmasına yol açacağı gibi, aynı zamanda kendi karşıt güdüleri yüzünden işkence çekip ikilemde kalmasına da yol açacağına, sonuç olarak da o kızın beden ve akıl sağlığını mutlaka yitireceğine emin olmak için psikoloji alanında çok yetkin olmaya gerek yoktur.
Kadın gerçeği söylemeye başlarsa, aynadaki adam küçülür, hayata uygunluğu azalır. Kahvaltıda, akşam yemeğinde kendini olduğundan en az iki misli büyük görmezse, hüküm vermeyi, yerlileri uygarlılaştırmayı, kanun yapmayı, kitap yazmayı, şölenlerde şık kıyafetler içinde nutuk çekmeyi nasıl sürdürebilir?