Geçip gidiyor günler, yalnız aşk kalıyor. Orada, içeride, nesnelerin derinlerinde bu dünyanın ırmağı ve onun paraleli olan akıntı birbiriyle karşılaşıyor, birbirine temas ediyor ve bu rastlaşmadan, kaynaşmadan bütün ıstırapların en acıklısı ve en tatlısı fışkırıyor; hayatın elemi.
Ebediyet gelecek zaman değildir. Öldüğümüzde ölüm, yolumuzun yönünü değiştirir ve biz geçmiş zamana, evvelce var olana dönmeye başlarız. Ve biz böylece kaderimizin yumağını çöze çöze, yaratılışımızın binlerce senelik yolunu geri dönerek ve gerçekte asla var olmadığı için ulaşamayacağımız hiçliğe doğru yürüyerek gider, gider, gideriz.