“Biliyor musun Lee, hayatımı bir çeşit müzik gibi görüyorum; her zaman iyi bir müzik değil ama yine de bir formu ve ezgisi var. Uzun zamandır hayatım orkestra olmaktan uzak. Tek bir nota - değişmeyen bir keder. Bu tutumumda yalnız değilim Lee. Bana öyle geliyor ki hayatın bir yenilgiyle sona erdiğini düşünenlerimiz çok.”
“Sana hayatını nasıl yaşaman gerektiğini söyleyemem,” dedi Samuel, “her ne kadar şu anda söylemekte olsam da. Şöyle olsaydı, böyle olsaydı’ların kovuğundan dünyanın rüzgârlarına çıksan senin için daha iyi olacağını biliyorum ve sana söylerken ben kendi anılarımı eliyorum; tıpkı çatlaklardan dökülen altın tozunu toplamak için barların döşeme tahtalarının altındaki toprağı yıkayan adamlar gibi. Küçük çaplı madencilik, küçük çaplı. Sen anı elemek için henüz çok gençsin Adam. Yeni anılar edinmelisin ki, yaşın geldiğinde daha zengin bür madenin olsun eleyecek.”
“Acınla gurur mu duyuyorsun?” diye sordu Samuel. “Seni büyütüp trajikleştiriyor mu?”
“Bilmem.”
“Bir düşün istersen. Belki de büyük bir sahnede bir oyunda rol alıyorsun ve tek seyirci sensin.”