Kalbin kapıları vardır.
Korunması kolaydı.
Ama vesvese, kapıları bir bir aşarak girmiyor, kalpte doğuyordu. Olan, doğrudan kalp evinde, gönül hanesinde oluyordu.
Deniyordu ki:
Halifesin, dikkat et egemen değilsin.
Tanrı'dansın, Tanrı değilsin. Manzursun nazar değilsin.
Sadece yerini tutansın. Kendisi değilsin.
Kutsal nefesten üflendi sana. Kendini kutsal sanma.
Ruhumdan, denmiş. Ruhum, denmiş sanma.
Bir şeysin, ama kendini her şey zannedip de aldanma.
Varlık nedenini unutma.
Senin haddin buraya kadar. Haddini bil. Ötesine kalkışma.
Ben kadınım, dedi Havva , ama bu benim sıfatım. Adımı henüz bilmiyorum.
Sonra döndü Âdem'e, aklına bir şey gelmişti.
Sesi, bengisular gibiydi.
Bana, dedi, bir isim ver, varlığım olsun.
Durdu, aklından yeni bir şey geçti. Bana, dedi, isim ver, varlığım senin olsun.
Bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun.
Seni anan beni de ansın. Seni hatırlayan beni hatırlamadan olmasın.
Bir "ile" koy aramıza bizi birbirimize bağlasın.
Bana, dedi, mademki bu izni verdin, mademki Âdem'inle benim arama bu bahsin, bu yarışın girmesine evet, dedin, öyleyse şimdi beni yarı yolda bırakma. İnsanını kayırma. Benim de Rabbim değil misin? İsyan ettimse de Sana ettim. Hâlâ benimsin. Ben de Seninim. Öyleyse onu sınanabileceği her şeyle sına.