• Kainatın Efendisi, vecd ve aşk timsali Ebuzer Hazretlerine şöyle buyurmuşlardı:

    - Medine'de binaların sel dağını aşarcasına yükseldiğini görünce sen oradan çık! Medine'de binalar kat kat yüksele görsün, Müslümanlar her taraftan merkez beldeye kol kol aka dursun...

    İslam fetihlerinin maddi verimi olarak şehirde alış-veriş köpürmekte, sokaklarda ziynetli kılıklar pırıldamakta, meydanlarda soylu atlara binmiş gidip gelenler çoğalmakta, sofralarda nefis yemekler tütmekte... Bu hal, ötelerden gelen ve dünya ile ahireti sımsıkı muvazene içinde tutmayı emreden İlahi fermanın, nefslerde, sadece dünyayı hedef alırcasına tek kanatlı bir anlayışa kaydırılmaya başlandığından bir işarettir. Ve bundan, yeryüzü vatanında, gökyüzü vatanına hasret içinde yaşayan ve işleri olacağına bırakan Hazret-i Osman değil, mücerret nefs ve insan sorumludur.
  • İnceleme öncesinde bu kitabı bana hediye ettiğin için sana sonsuz teşekkürler Homeless
    Hediye ettiğin kitaplar içinde en güzelini sona saklamışım farkında olmadan meğer. İyi ki okudum, iyi ki vesile oldun...

    Kitabın konusuna geçmeden önce Leonardo ve eseri "Son Akşam Yemeği" ile ilgili biraz bilgi vermek istiyorum. Birçoğumuz Mona Lisa eserinden biliriz Leonardo da Vinci'yi. Kimdir bu Leonardo? 15 Nisan 1452 yılında evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelmiştir. O dönemde çok hoş karşılanmamaktadır evlilik dışı çocuklar, bu sebeple annesinden ayrı kalmış ve ilk yıllardan itibaren babası eğitimini üstlenmiştir. Çocukluk döneminde de birçok alanda yetenekli olduğunu göstermiştir. Filozof, astronom, mimar, mühendis, heykeltıraş, yazar, ressam öne çıkan mesleklerindendir. On parmağında on marifet yani! Kitapta ön planda olan ressamlığı ve en bilinen eserlerinden biri olan Son Akşam Yemeği'dir. Bu bilgiler kitapta yok ve kitabı okumadan önce en azından Son Akşam Yemeği hakkında biraz araştırma yapabilirsiniz. Ben kısaca yine bahsedeceğim tabii.

    İlk sayfalarda 15. yüzyılda Milano Dükü Leonardo'dan Son Akşam Yemeği tablosunu yapmasını ister. Peki "Son Akşam Yemeği" nedir?
    Hıristiyan inanışına göre Hz. İsa'nın Romalı askerler tarafından yakalanmadan önce havarileri ile yediği son yemektir.

    Leonardo aşığın sevgilisine duyduğu aşkla bağlıdır esere fakat bir türlü tamamlayamaz. Çünkü bir şey eksik! Hz. İsa'yı ele vermiş olan havarilerinden Yahuda'yı bir türlü tasvir edememiştir. Leonardo, Yahuda'ya uyacak kötü bir yüz, zalim bir yürek aramaktadır. Yıllarca hapishanelere gider, suçlularla görüşür fakat hedefine ulaşamaz. Üstat Leonardo Yahuda'sını arayadursun, biz bir de kitabımızın önemli karakterlerinden Joachim Bechaim'e bakalım...


    Joachim Behaim, Milano'ya Türklerin diyarından gelmiş bir ticaret adamıdır. Hem ticaret için hem de uzun zamandır borcu bulunan Boccetta'dan borcunu almak için Milano'da bulunmaktadır. Haa bir de erkeklik gururundan kendine itiraf edemese de pazarda gördüğü güzel bir kadına aşık olduğu için şehirde kalma süresini uzatmıştır. Yana yakıla gizemli güzeli arar. Aslında bütün kadınlara Anna'cık diyen bir adam bu Behaim, gerçek aşk değiştirir mi acaba bu zihniyeti? Ya da her kadının Anna'cık olmadığını düşündürebilecek gerçek aşk sahiden var mıdır?
    Aşık olduğu kadını ararken bir taraftan da borcunun peşine düşer. İşte burada kitabın can alıcı hikayesi! Hayat ona büyük bir sürpriz yapacaktır. Behaim aşkı mı seçecek yoksa zalim olmayı mı? Bu kadının, diğer "Anna'cık" dediği kadınlardan farklı olduğunu düşünmesi okurken ümit veriyor doğrusu. Dikkat! Bu adamın yapacağı seçim çok önemli. Ya erkeklik gururu denen saçmalıktan vazgeçecek ya da Yahuda olacak! Ne dersiniz Leonardo artık Yahuda'sını bulur mu? Behaim'den Yahuda olur mu?
    Gönül ister ki herkes iyi insan olabilsin fakat Leonardo'ya da Yahuda lazım...

    Yazarın kitaptaki kurgusu şahaneydi, kitapta hiç sıkıcı gelen bir satır bile olmaz mı? Kesinlikle yoktu. Ziyadesiyle akıcı ve akıllıca bir kurguydu. Yazarın hakettiği değeri görmediği kanısındayım. Şiddetle tavsiye edebileceğim bir eser. Okumayan çok şey kaybeder, benden söylemesi!
    İyi ki okudum dediğiniz kitaplardan olması dileğiyle, keyifli okumalar...
  • Youtube (Link) ➥ https://youtu.be/YCZRdTp6H2E

    🔽 --Sözler-- 🔽

    Islak sokaklar mevsimindeyiz artık...
    Bu kalabalık şehre hüzün yağar bu zamanlar.
    Yalnızlık yağar caddelerine.
    Darma dağın saçlar, ıslanmış yüzler hep yere bakar.
    Kahveleri bile dert yüklenir, çayları bile daha demli.
    Unutulan sevgililer hatırlanır, veya sevgililer unutulmaya çalışılır...
    .
    Bu mevsimde vitrinleri az sulu rakı gibidir bu şehrin.
    Her adımın yalnızlığa atılır,
    Yine de hızlı atılır adımlar, koşulur bu sokaklarda.
    Herkes kendi türküsünü söyler yüzünü buruşturarak,
    Herkes kendi hikayesini en acıklı sanır...
    .
    Dün gece bir aşkı gömdüm derine,
    Dün gece sensiz öldüm.
    Gözlerimi kapattım uyumadan,
    Düşümde seni gördüm...
    .
    Sensiz olan bu şehir istemem aşksız olsun.
    Sensiz olan bu aşk istemem bensiz olsun...
    .
    Kendisi koca bir yalanken gerçeği arar bu şehir.
    Sokakları gibi evleri de acı doludur,
    Gözyaşları taşar pencerelerinden.
    Geceleri gerçeklerini saklar da her gün başka bir maske takar insanları.
    Hayatları vardır anlattıkları, bir de tek başına kalınca yaşadıkları.
    Aşkları bir damla gözyaşında boğulur bu şehrin.
    Onun için geceleri yeni hayatlar yazılır kimsenin bilmediği zamanlara.
    Onun için kimse üzülmez gidenlere ve acır geride kalanlara.
    Herkes kendi türküsünü söyler bu şehirde,
    Sadece kendi acısına ağlar...
    .
    Herkesin tiyatrosudur bu şehir, herkesin en yalandan sahnesi.
    Ve onun için bulunmayı bekler bu şehrin denizlerinde incilerin en sahtesi...
    .
    Yine de yalan olduğunu bile bile hergün aynı oyunu oynar bu şehrin insanları.
    Herkes kendi hikayesini en acıklı sansa da, her geceyi pembeye boyar gündüzün yalanları...
    .
    Bu mevsimde vitrinleri az sulu rakı gibidir bu şehrin.
    Her yudumun yalnızlığa uzanır.
    Yine de hızlı adımlar atılır, koşulur yalnızlığa.
    Herkes kendi türküsünü söyler yüzünde bir maskeyle,
    Hergün insanlığından bin defa utanır...
    .
    Dün gece bir aşkı gömdüm derine,
    Dün gece sensiz öldüm.
    Gözlerimi kapattım uyumadan,
    Düşümde seni gördüm...
    .
    Sensiz olan bu şehir istemem aşksız olsun.
    Sensiz olan bu aşk istemem bensiz olsun...


    “DESTEK İÇİN ABONE OLMAYI UNUTMAYIN !”

    Şair : Abdullah ÖZDOĞAN
    Seslendiren : Emrah EVİNÇ
    Müzik : Volkan Sönmez - Bu Şehir
  • Hikaye Richard Mayhew isimli sıradan bir İngiliz’in sevgilisiyle yürürken yolda gördüğü yaralı bir kıza yardım etmesiyle başlıyor ve bizi Aşağıtaraf‘ta, yani Londra’nın altındaki şehirde canavarlarla, meleklerle, mucizelerle ve çok daha fazlasıyla karşılaşacağımız bir maceraya çıkarıyor.
    Arkadaşım maraton için bu kitabı seçmeseydi çok yüksek ihtimalle okumayacağım bir kitaptı. Ciddi anlamda sıfır beklentiyle başladım ve bu benim yararıma oldu çünkü bu sayede kitabı beğendim. O yüzden eğer okuyacaksanız size de kesinlikle beklentisiz başlamanızı tavsiye ederim.
    Kitabın çok özgün bir konusu, ilginç ve merak uyandıran bir fantastik dünyası vardı. Fantastik kitap severim ama içinde aşk da olmasını tercih ederim. Fakat bu kitapta aşk yoktu ve bu da benim için farklı bir deneyim oldu ve bu şekilde de sevebildiğimi fark ettim. Ha olsaydı daha iyi olurdu tabi.
    Araştırdığım kadarıyla yazar, kitapta çatlaklardan düşen insanların Londra’nın aşağısında 'Aşağıdünya' da yaşamalarını evsizlere, yoksullara dikkat çekmek amacıyla yazmış. Bu da güzel bir ayrıntıydı.
    Kitapta bazı mide bulandırıcı, değişik noktalar vardı. Aşağıdünya'da insanların sıçanlara itaat etmesi, her türde hayvanı çiğ çiğ yiyen değişik karakterler gibi... Eğer bu konularda hassassanız uyarayım.
    Kitabın çok sürükleyici olduğunu ve beni içine çektiğini söyleyemeyeceğim. Mekan betimlemesi yönünden zengin geldi bana ve sevmediğim için bu da birazcık yavaş okumama sebep oldu. Ben daha çok diyologlarda, iç konuşmalar ve psikolojik tahlillerden yanayım. Ama kitapta karakterlerin duygularına, psikolojik tahlillerine pek yer verilmemişti. Daha çok mekan tasvirleri ve olay yoğunluktaydı.
    Ama genel olarak keyif alarak okudum. Kitabın kapağını memnun bir şekilde kapattım, sonu güzeldi. Gerçi devamı olabilir gibi bırakılmış biraz. Ve araştırdığımda "The Seven Sisters" adlı bir devam kitabı çıkabilme ihtimali varmış. (Çıkmış da olabilir emin değilim) Olursa okurum ve yazarın diğer kitaplarına da şans vermeyi düşünüyorum.
    Fantastik seviyorsanız ve kitap arayışı içindeyseniz bence bir şans verin.
    Not: 6 bölümlük mini bir dizisi de (1996) varmış ama aslında yazar önce diziyi yazmış daha sonra da aynı adla romanını yazmış.
  • https://www.youtube.com/watch?v=sOgoH3jkjDs

    Ruknettin'in aynalarda ağladığı kadar var.

    Bir mevsimin kıyısından tutarsan Ruknettin
    Kurak ovalara yağmurlar yağar,
    Ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi,
    Kalbin şiir olup vadilerini sular.

    Senin de vadilerin vardır Ruknettin!
    Kehanetler kurarsın,yağmalarsın kendini
    Kurtarıp o yangında ilk önce kalbini
    Niyedir,aynalarda azalır sesin.

    Doktorum
    Ben bu kalbimi sarınır örtünürüm
    Kış gecelerinde o nu yakar ısınırım
    Üşürsem helak olacağımdan korkarım.

    Doktorum
    Gayya kuyusuna inmek istemem
    Bana bir ip uzat,yağmurlar istemem
    Aynaları kırarım,suretimi istemem
    Mevsimler dönedursun,bu dünyayı istemem
    Ben Allah'ı isterim.

    Ben hep aynalardan geçerim doktor
    Aynalar benden geçer.
    Araf'tan bir sepet sarkıtırım aşağı,
    Doluşur içine narin böcekler
    Yaşamayı yeni öğrenmiş kelebekler
    Üşüşür ben kalbimi sarkıtınca aşağı
    Ben hep aynalardan geçerim doktor!

    Günahları için ağlayan kim varsa
    Kanatlarıyla okşar onu melekler

    Hep böyle midir
    Kalbin hep böyle yavaş mıdır Ruknettin?
    Aynalar sana bir savaş mıdır Ruknettin?
    Yarin dudaklarından trenler geçer de
    Kalbiyin istasyonunda durmaz mı
    Sen hiç satrançta yenilmez misin
    Atına binip hep gider misin
    Bilmez misin,atından ayrı düşen bir vezir
    Zehir gibi çoğaltır kanında yalnızlığı
    Ve nihayet şahlar da aynalardan geçer
    Bir sen mi kalırsın bu rüyada Ruknettin
    Herhalde hep böyledir
    Bu dünya sevenlere bir tuzaktır Ruknettin!

    Buraya kalbinizi kuşatmaya geldiydik
    Konuşmayı unuttuyduk,hal diliyle söylediydik.
    Dua okuduyduk,yağmur dilediydik
    Kalbinizi kuşatmaya geldiydik.

    Hoşgeldiniz.Buyrun.İşte kalbim.
    Adımı unuttuğum zamanlarda RUKNETTİN'im
    Gövdesi ihlal edilmiş bir yetimim.
    Şu kapıdan buyurun, az ilerisi kalbim.

    Benim kalbim bir ıslahevidir doktor.
    Yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde
    Benim kalbim gövdesi ıslahevlerine çakılı bir kuştur
    Uçmayı bilmeden ölür kenar otellerde
    Kalbim ıslah olmaz bir kuştur doktor
    Tıkanır,ölür metropollerde.

    Bir çiçeği uyandırmak için mi
    Söner bu ateşgahlar
    Kaldırmak için mi yeraltını
    O derin uykusundan
    Kurur bu göl
    Ne var ve ne oluyor
    Neden türkü söylüyor fesleğenler
    Uzakta biri mi göründü
    Biri İncil okurken düşüp bayıldı mı
    Bir rüya mı gördü yalnız keşişler
    Ne oldu?

    Adım Ruknettin,tanışıyor olmalıyız
    Bir çay ocağında ya da bir merdiven başında
    Sunmuş olmalıyım kalbimi size
    Bakın!demiş olmalıyım henüz avladım O'nu
    İgvanın zehrini boşalttığı kuyularda.
    Yalnız günah parlar zifiri karanlıkta
    Ve kuyudan kuyuya bir yol yoktur
    Bir avcı tüfeğini doğrulttuğunda
    Ay gibi ışıdığında bir aşk
    Bir mevsim yönünü şaşırdığında.

    Hayret etmiş olmalısınız,kalbim
    Hezarfen misali havalanınca.

    Korkarım sevgili doktor,bu mektuba kendimi üzerek başlayacağım
    Çabuk büyüyen bir çocuk gibi,
    Ceplerimin nerede olduğunu unutacağım önce
    Ve mazi gizlenecek bir yer bulamayacak kendine.
    Sonra bir menekşeyi teheccüde kaldırmayı unutacağım.
    Unutacağım,hangi şehirde durursam yar beni karşılar.
    Nerede ölürsem bahtıma idamlar çıkar
    Gülümseyen bir arap olacak yüzümün size bakan tarafı,
    Terkedip gitmelerin ağırlaştığı bir güz olacak öte yarısı.

    Alnımın dokunduğu yerden savaşlar artacak
    Ve bahar giysilerine bürünmüş gelirken kıyamet
    ''gönüllü mağlupları olacak hayatın'' doktor.
    Yarından korkan adam,Ruknettin böyle söyler.

    Siz doktor,yazabilir misiniz bir gülü yeniden
    Alıştırabilir misiniz baharı çürüyen toprağa
    Kabaran yağmuru yeraltına
    Ve bir aşkı ayrılığa
    Yakıştırabilir misiniz doktor
    Kanatlarında hüzün ve manolya taşıyan
    Kuşlarla konuşabilir
    Ve trampetimi geri verebilir misiniz bana?

    Ah kalbin moğolları ! size verecek ne kaldı
    Bir kitap olup yandı da o
    Külünden zehir kaldı
    Bir hayal olup uçtu da
    Gökte melekler bağırdı
    ''eve dön,eve dön!''

    Döndüm ki;şehrin ağrıları üstüme kaldı
    Bulvara uzanmış diskotek kızları/o melul orospular/
    Süpermarketler,bankalar
    /yani toplu insan mezarları/
    Üstüme kaldı.

    Size ne denir ey kalbin istilacıları
    Barbar denir,'bir hayal yıkan'denir.
    Alın O'nu da götürün,bir kalbim kaldı.

    Bir ilkokul atlasında gemilerim yandıydı
    Cenevizden geliyordum,elimde mektuplarım vardı.
    Elimde ölü bir kızın sağır saçları vardı
    Bir mevsimin ortasında kalakaldıydım

    Bakkaldan manavdan değil,
    Cenevizden geliyordum doktor
    O kızın saçlarından geliyordum
    Yitirilmiş bir mahkemeden
    Galiba kalbimden geliyordum.

    Bir güle boyun eğdiren nedir
    O aşk değilse
    Nedir kalbe çıkartılan
    Tutuklama emri,
    Aşk değilse.
    Ah,o sığınaklardan
    Yitikleri toplayan
    Ve düşlere vuran gemi
    Nedir aşk değilse

    Size kendimden bahsediyorum doktor
    Biraz yağmur kimseyi incitmez.

    İyi ruhların arasında dolaşan
    Bir gölgeden sözediyorum.
    Acıdan çatlamış kalbi
    Soğuğa dayanıklı kılan bir bilgiden
    Terkedilmiş şizofrenleri
    Kendine çeken vadiden
    Keşişlerin hüznünden
    Ve bir aşk yüzünden
    Ayları karıştıran kişinin
    Tababet-i ruhiyyesinden

    Size kendimden bahsediyorum doktor
    Ben kar yağarken ıslanmam.

    Benim öbür adım rüzgar
    Uğradığım orman
    Değdiğim kalp uğuldar.

    Deki bulunur elbet
    İyi bir hal üzre kaybolan kişi