İşte, ey insan! Bu rahmeti bulan, ebedi, tükenmez bir hazine-i nur buluyor. O hazineyi bulmasının çaresi, rahmetin en parlak bir misali ve mümessili ve o rahmetin en beliğ bir lisanı ve dellalı olan ve rahmeten li'l alemin ünvanıyla Kur'an'da tesmiye edilen Resul-i Ekrem aleyhissalatu vesselamın sünnetidir ve tebaiyetidir. Ve bu rahmeten li'l-âlemin olan rahmeti mücessemeye vesile ise, salavattır.
Ey hadsiz acz ve nihayetsiz fakr içinde yuvarlanan biçare insan! Rahmet ne kadar kıymettar bir vesile ve ne kadar makbul bir şefaatçi olduğunu bununla anla ki: O rahmet, öyle bir Sultan-ı Zülcelal'e vesiledir ki, yıldızlarla zerrat beraber olarak kemal-i intizam ve itaatle beraber ordusunda hizmet ediyorlar.
Aklını başına al. Hiç mümkün müdür ki bütün enva-ı mahlûkatı sana müteveccihen muavenet ellerini uzattıran ve senin hâcetlerine lebbeyk dedirten Zat-ı Zülcelal seni bilmesin, tanımasın, görmesin?
Madem her şey manen bismillah der. Allah namına, Allah'ın nimetlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi bismillah demeliyiz. Allah namına vermeliyiz. Allah namına almalıyız. Öyle ise, Allah namına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız.
Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki, senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadir-i Rahîmin dergahında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçi yapar.