Bütün tarihimiz boyunca bir hanedan kanunumuzun bulunmayışı, ölen kağandan sonra başa kimin geçeceğinin bir türlü tesbit edilemeyişi gibi millî bir kusur yüzünden doğan prenslerin taht kavgaları nihayet, devletin, hane-danın ortak malı olduğu prensibini doğurur. Böylelikle bazen büyük devlette birkaç imparator birden hüküm sürmekte, fakat bir tanesi, ismen bile olsa ötekilerinin büyüğü, metbuu tanınmaktadır. Bunu, merkeziyetsizliğin hâkim olduğu Gök Türk, Karahanlı, Selçuklu ve Çengizli çağlarında görürüz.
Aslında devlet tektir. Hatta birbiriyle çarpışan iki Türk devletinden bile biri, ötekinin daha büyük ve aslî devlet olduğunu tanımaktadır. Osmanlılar'dan İkinci Murad çağında yazılan "takvim" şeklindeki bir tarihte Müslüman olmayan Cengiz, Ögedey, Güyük, Mengü ve Hülegü'nün rahmetle anılması Türklerdeki tek devlet prensibinin ifa-desidir. Çarpışanlar "devletler" değil, "hanedanlar"dır.
Bu sebeple Selçuk Hanedanı'nın Anadolu'da hüküm süren kısmına Türkiye Selçukluları deyip onu ayrı ve bağımsız bir devlet saymak büyük yanlıştır. Anadolu Sel-çukluları, Başkent Merv, Rey veya Isfahan'dan idare olu-nan büyük imparatorluğun büyük bir eyaletidir. Devlet, hanedanın ortak malı olduğu için bu devletin bir bölü-münün başındadırlar ve ana devletteki imparatoru metbu tanımışlardır.
İlhanlılar'ın Anadolu'ya hâkim olmaları da büyük devletteki bir hanedan değişikliği olayıdır. Karaman beğlerinin İlhanlılarla çarpışması yabancı bir müstevliye karşı millî bir ayaklanma değil, Almanya tarihinde de örneklerini gördüğümüz bir küçük hükümdarın ihtiras ve nüfuz hareketidir. Aynı Karamanlılar, aynı şekildeki hareketleri Osmanlılar'a karşı da yapmışlar, Osmanlı-Ka-raman vuruşması pek kanlı ve çirkin safhalar göstermiştir.
Osmanlılar Kırım'a, bir aralık Kazan'a da hâkim olmuşlar, fakat
Emevî ve Abbasî devrinde, Anadolu'nun ve özellikle İstanbul'un fethi amacıyla yapılan girişimler, Bizans'ın şiddetle direnişi sebebiyle başarılı olamamış ve dolayısıyla Anadolu'nun fethi de gerçekleşememişti. Fakat bir yüzyıl sonra, kuruluşundan itibaren, eski ruh ve kudretini kaybeden İslâm âleminin, taze ve diri kuvveti olarak, bütün yükünü üzerinde taşıyan Selçuklu devleti, daha önceleri başarılamayan Anadolu'nun fethi görevini üzerine alıp başarıyla sonuçlandıracaktır.
Türk tarihi bir bütündür. "Devlet" denilen nesneler ayrı hükümdarlar, hanedanlardır. Böyle olunca 16 Türk devleti masalı kendiliğinden yıkılır ve birbirinin devamı olan hanedanlarla Türk tarihindeki birlik karşımızda parıldar.
Türk tarihinin devletler adı altında parçalara bölün-mesinin millî psikoloji üzerindeki yıkıcı tesirini kimse düşünmüyor. Mazideki millî devamlılığa inanmayan kimsenin bugünkü millî devamlılıktan da ümitsiz olacağı hesaba katılmıyor. Halbuki biraz mantık ve anlayış sahibi olanlar Türk tarihinin aralıksız bir bütün olduğunu kendiliğinden kavrayabilir.
Türkiye Cumhuriyeti gökten zembille inmemiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun devamıdır. Osmanlı İmpara-torluğu, İlhanlı Devleti'nin uç beyliğinden doğmuştur; demek ki onun devamıdır. İlhanlı Devleti Anadolu'daki Selçuklu devletinin devamıdır. Anadolu'daki Selçuklu devleti ile Batı Türkistan ve İran'daki Harzemşahlar Devleti Büyük Selçuklu Devleti'nin devamıdır. Büyük Selçuklu Devleti Karahanlılar'ın, Karahanlılar Uygur-lar'ın, Uygurlar Gök Türklerin, Gök Türkler Aparlar'ın, Aparlar Siyenpiler'in, Siyenpiler Kunlar'ın devamıdır.
Tuğrul ve Çağrı Beyler'e bağlı olan Oğuzlara Selçuklular, Arslan'a bağlı olanlara Yabgulular ve Yusuf Yınal'a bağlı olanlara da Yınallılar adı verilmiştir.
Selçuk, bir süre sonra Kınık boyu ilerigelenleriyle bir toplantı yaparak içinde bulundukları şartları müzakere edip değerlendirdi ve onlara "Biz, göç edip yerleştiğimiz bu ülkede hâkim din haline gelen İslâmiyeti kabul etmek zorundayız, aksi takdirde bir devlet halinde büyüyüp gelişemeyiz, önemsiz küçük bir kitle olarak yaşamaya mahrum oluruz" dedi. Böylece Selçuk, içinde bulundukları siyasal ve sosyal ortamı ne kadar iyi anlamış ve ileri görüşlü bir lider olduğunu göstermiştir. Uzun müzakerelerden sonra Selçuk, kaynaklarda adı belirtilmeyen bir şehrin valisine bir heyet göndererek "kendilerine İslâm dinini öğretecek bir din bilgini (fakih) göndermesini" bildirdi. Böylece Selçuk ve beraberindeki Oğuzlar, Gök Tanrı dininden (Kam, Şaman) ayrılıp İslâmiyeti kabul ettiler.
Selçuklular zamanında Şam'da sonra Edirne, Sivas, Amasya Bursa gibi Şehirlerdeki şifahanelerde de musiki fasılları ile ruh hastalarına tedaviler yapılagelmiştir. Aynı yıllarda Avrupa'da ruh hastaları içlerine şeytan girmiş denilerek zincire vurulup işkence görüyorlardı.