helin

Öykümün hem en çok tutunduğum hem de olduğum insana en uzak, en yabancı şey olduğunu, onu benden almasınlar diye tüm gücümle kucakladığımı ama biri yanıma sokulup da onun bana ait olduğunu fısıldadığında bende yalnızca tiksinti uyandırdığını, başka hiçbir şeyden tiksinmediğim kadar ondan tiksindiğimi, bir yerde hatırlatıldığı an onu tozların içine fırlatıp kaçıp gitmek istediğimi asla anlamayacak
Sayfa 146
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Giderken geçmişinden kurtulabileceğini düşünmüş olmalı dedim ona ve geçmişini, öyküsünü ve dolayısıyla utancını ardında bırakınca içten içe arzuladığı fakat bastırdığı tüm görünüşlere bürünebileceğini, tüm pozları takınabileceğini, sessizce düşünü kurduğu ama yok saydığı tüm çılgınlıkları yapabileceğini ummuş olmalı, saçlarını boyayabileceğini, başka türlü yürüyebileceğini, başka türlü gülebileceğini, dövme yaptırabileceğini, düzenin sözcüleri tarafından ikaz edilme korkusuyla sessizliğe mahkûm ettiği tüm deliliklere kalkışabileceğini: "Sen ne sanmaya başladın kendini, ne bu tavırlar, bu sen değilsin, kendine gel, iyice değiştin." En sıradan şeyleri bile aslında. Konuşmasını, giyinmesini, tavırlarını.
Sayfa 57
Demiştim ki belki de ne arkadaşlarının ne ailesinin ne geçmişinin var olduğu bir yere gitmek istemiştir, çünkü ilk defa şehre giderken ben de böyle düşünmüştüm ve böyle düşünen tek insan değilimdir, olamam herhalde, bunun safça bir düşünce olduğunu elbette biliyorum ve saftım da sahiden ama saflığın, kaçmanın bir koşulu olduğunu da o gün öğrendim. O saflık olmadan kaçamaz insan.
Sayfa 57
Kurtulamadın şu takıntıdan. Saplandın buna, sürekli soruyorsun kendine, çocuk halin şu yetişkin halini görse ne düşünürdü, sürekli aynı şeyi soruyorsun, saplandın çünkü diye düşünüyordum. Başından beri hayatının akıp gidişini izledin, hep böyle geldi sana, senin hayatın sana rağmen, senin dışında yaşanıyordu sanki ve sen sadece onun inşa edilişini izliyordun, sana benzemediğini hissediyordun. Sadece bugün hissettiğin bir şey değil bu. Küçükken, annenler seni süpermarkete götürdüğünde insanları izlerdin, market arabalarını ite ite alışveriş yapan insanları. Resmen kilitlenirdin onlara, sebebini bilmediğin bu manyaklığa kapılmıştın bir kere, ne giydiklerine, nasıl yürüdüklerine bakardın ve derdin ki içinden: Umarım buna benzerim, umarım buna benzemem. Ama ne tuhaf ki bugün olduğun insana dönüşeceğin aklının ucuna bile gelmedi. Bir ihtimal bile değildi bu. Değil olup olmamayı, bunu istememeyi düşünmeye bile gerek duymadın.
Sayfa 32