Onun adam gibi adam olma kavramı böyleydi. İyi bir hümanist ve iyi bir aşıktı. Bir savaşçının ruhuna, bir gladyatörün bedenine ve bir kartalın tabiatına sahipti.
Orta sınıf, küçük işadamları ve üreticiler ezilirken tröstler sabit durdular. Hayır, sabit durmaktan fazlasını yaptılar. Aktiftiler. Rüzgar ektiler. Biçecekleri fırtınadan nasıl kar edeceklerini sadece kendileri bilerek daha çok rüzgar ektiler. Hem de ne kar! Ne büyük kar! Kendi ektikleri rüzgardan doğan fırtınanın nimetlerini toplayacak kadar güçlüydüler ya , etraflarında yüzen enkaza aldırmadılar, hatta bir de o enkazı yağmaladılar. Değerler ve fiyatlar inanılmaz ölçüde düşüp acınası düzeylere inerken tröstler ellerindeki varlıklara eklemeler yaptılar, girişimlerini yeni iş alanlarına yaydılar. Ve hep orta sınıfın zararına yaptılar bunu.
“Aman yok! Sahip olduğunuz her şeyi istiyoruz. Elinizdeki her şeyi almadan muradımıza ermeyiz. İktidarın dizginlerine ve insanoğlunun kaderine biz hakim olmak istiyoruz. Bakın şu ellerimize. Ne kadar güçlüler. Hükümetlerinizi, saraylarınızı, sürdüğünüz sefaları sizden alacağız. İşte o günden itibaren tarlafaki köylü gibi, şehirdeki aç kalmış kavruk çırak gibi ekmeğinizi kazanmak için siz de çalışacaksınız. Bakın şu ellerimize. Ne kadar da güçlüler.”