...bir insanın yaşamının ilk yarısının bir yükseliş, ikinci yarısının da bir iniş olduğunu, iniş dönemindeyse günlerin artık insan ait olmadığını, herhangi bir anda elinden alınabileceğini, böylece günlerle pek bir işi kalmadığını ve belki de en iyisinin pek bir şeye girişmemek olduğunu biraz olsun anlatmıştı.
İşlerini yapmayı sürdürüyorlardı, yolculuklar ayarlıyorlardı ve düşünceleri vardı. Geleceği, yolculukları ve tartışmaları ortadan kaldıran bir vebayı nasıl düşüneceklerdi ki? Kendilerini özür sanıyorlardı, oysa felaketler oldukça kimse asla özgür olmayacak.
Bu toplumda hayatımız unutma ve geçiştirme üzerine kurulu. İnsanlar yaşlandıkça olgunlaşmıyorlar, sadece ihtiyarlıyorlar. Beşer sene aralıklarla dön bak, herkes bıraktığın yerde değil mi? Neden? Hep geçiştirdiğimiz için.