Ben seni seviyorum baba. Senden nefret etsem de, seni çok seviyorum. Ölmeni istiyorum. Ölmeni istediğim zaman kalbime bir bıçak saplanıyor. Her gece rüyama giriyorsun. Beni omuzlarına alıyorsun. Boynundan sarkıttığım bacaklarımı tutuyorsun. Kırmızı rugan pabuçlarım var benim. Annemin içine bir toka, bir mendil, bozuk para ve sakız koyduğu bir çantam var. Bembeyaz çoraplarımın ponponlarıyla oynayarak yürüyorsun. Seni çenenden tutuyorum. Parmaklarımı ham yapıyorsun. Gülüyorum, çekiyorum ellerimi. Pamuk helvam diyorsun bana, badem ezmem, kıtır akidem. Senin ölmeni istiyorum baba. Her sabah uyandığımda, zihnimde, üst üste yazıldığı için birbirine karışan iki yazı oluyor. Birazdan kalkacağım ve nihayet babamı yatağında ölmüş bulacağım ve Allahım n'olur, babam ölmesin, babam çok yaşasın, ölmesin! Senden nefret ediyorum baba. Seni yastıkla boğmak istiyorum. Baba seni öyle seviyorum ki, gözyaşlarımla yıkamak istiyorum. Böylesine zıt duygular besliyorum sana karşı. Oysa ben aşktan başka bir duygu beslemek istemiyorum. Ama üzülme baba, bunda üzülecek bir şey yok. Duygular andır, geçer. Duyguları yaşarken sanıyoruz ki budur işte her şey. Hayat, ölüm, varlık, anlam hepsi bu andır, bu anın içindedir. Ama geçiyor baba. Duygu dediğimiz şey, benliğimizin bir yerlerinde belirip kaybolan bir şeyler işte. Geliyor, geçiyor, ama çok ağrı yapıyor.