“Bunu öğren, kafana iyice sok, kızım," dedi Nana. "Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, mutlaka bir kadını gösterir. Her zaman. Bunu hiç unutma, Meryem."
Gözlerinde karanlık bir nefret okunuyordu, bana bile öyle bakıyordu. İnsan umudunun bir kısmını kaybederse üzgün görünür ama tamamen umutsuz kalınca, böyle olur.
kendini anlayamıyordu. Bir şeyler ona itici geliyordu. Hayatının boşa gittiği, günlerin, gecelerin boşa gittiği duygusuna kapılıyordu çalışırken. Kendini, ne kadar büyük hedefler ve imkânlar vaat edilmiş olursa olsun, küçük ve sıradan buluyordu. Bunu Hakan'ın anlaması mümkün değil miydi? Aynı sıradanlık ve boşa giden zaman duygusuna o kapılmıyor muydu? Hakan için hayat bu muydu? Tetik üstünde geçecek bir hayattan korkmuyor muydu hiç? Ersin korkuyordu. Gelecek yılların bir mücadele ve yarışla geçecek olması düşüncesi onu ürkütmeye yetiyordu. Hata yapmaya izin yoktu. Yorulmaya, birazcık dinlenmeye izin yoktu. Oysa Hakan yarışla geçecek bir hayata kendini çoktan hazırlamış, hatta öne geçmişti.