Diyelim ki siz bir tiyatro salonunda oturuyorsunuz,karşınızda tiyatronun perdeleri var böyle kapalı halde.Diyelim ki salonda yüz kişi kadarsınız ve o perdelerin önünde bir ressam tuvali var yanında da bir palet var.Perdelerin arasından bir fırça çıkmış fakat fırçanın sapı perdenin arkasında, sapını göremiyoruz.Ve o fırça sırayla paletteki boyalara tek tek banıyor.Ve gözümüzün önünde o tabloya adeta bir Mona Lisa resmi çiziyor.Muhteşem, harika bir tablo çıkıyor karşımıza.Ben ateizm ile inananların arasındaki farkı şu olarak görüyorum.O salonda ki insanların %99 u diyor ki ya bu perdenin arkasında bir sanatkâr var.Elinde fırçayı o tutuyor ve o resmi Mona Lisayı o çiziyor.Fakat orada bir iki kişide diyor ki ; Delil yok ki ona nereden biliyorsun perdenin arkasında biri var? Bilimsel bir delilin var mı? diyor.İnananlar ile ateistler arasında ki farkı ben buna benzetiyorum.Ateistler perdenin arkasında kimse yok demek yerine biri de olabilir diyerek yaklaşım sergilemesi daha takdir edilesi bir durumdur. Esasında öyle bir yaklaşım lazım. Ateistler argümanları direkt olarak reddediyorlar ama herhangi bir karşı argüman üretemiyorlar ki zaten üretmeleride pek mümkün değildir.Çünkü onlarda birlik yoktur bana görelik vardır.Ayrıca ateizm reaksiyonerdir, yani dinler olmasaydı zaten ateizm diye bir şey de olmazdı.En büyük engel bana göre insanın kendi benliğidir, enesidir.İnsan benliği aslında bir yok hükmündedir.Bir kural vardır, nef-i nefiy ispattır.Yok yok olursa var olur.Bunun manası şudur ; İnsan kendi yok hükmünde ki benliğini sıfırlarsa ancak o zaman o “Bir” olanı görebilir.Bu da böyle farklı bir teolojik açıklama olsun.