Sonra bakıştılar. Senelerdir birbirine hasret iki sevgili gibi. Uzun uzun bakıştılar. Birbirini asırlardır tanıyan iki
yâren gibi. Söylencelerin âşık ile maşuku, masalların Leyla ile Mecnun'u gibi, aşkın kâinattaki bütün tarifleri, bütün kelamları gibi bakıştılar. Ezelden beri varlarmuış dae bede kadar uzanacaklarmış gibi.Bakıştılar.Hem birbirlerinin gözlerinde kayboldular hem yine o gözlerde birbirlerini buldular.
Oysa şu dünyada âşık olduğu birinin elini tutamayan el
elden, aşkın ateşiyle yanmamış bir kalp kalpten sayılır mıydı
ki? Aşksız geçen bir ömür ömürden.
Harese nedir, bilir misin oğlum? Arapça eski bir kelimedir
Bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir. Harese şudur evladim: Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu
mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür
de yürür; o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardir.Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı haresedir. Demin de
söyledim, hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. Bütün
Ortadoğu'nun âdeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür
ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanınn tadıdan sarhoş olur.