Her birimiz bu dünyada tek başımızayız. Pirinç bir kuleye kapatılmışız ve akranlarımızla ancak işaretler kullanarak anlaşabiliyoruz, halbuki işaretler ortak değerler taşımıyor ve bu yüzden de anlamları belirsiz ve bulanık. Yüreğimizdeki hazineleri ötekilere aktarmak için acınası bir arayış içindeyiz, ama onlar bu hazineyi alacak güce sahip değil; o yüzden de yalnızlaşıyoruz, yan yanayız ama birlikte değiliz, akranlarımızı tanımıyoruz ve onlar tarafından tanınamıyoruz. Söyleyeceği türlü türlü güzel ve derin şeyler olan insanlar gibiyiz. Beyinleri fikirlerle dolup taşıyor, ama söyleyebilecekleri tek şey bahçıvanın teyzesinin şemsiyesinin evde olduğu.
Kimi zaman insanlar büründükleri maskeyi öyle kusursuz taşırlar ki gerçekten zaman içinde göründükleri kişi haline gelirler. Ama yazdıkları bir kitapta ya da yaptıkları bir tabloda asıl kimlikleri tüm çıplaklığıyla çıkar ortaya. Ondan sonra başka biriymiş gibi davranmaları sadece aptallıklarını sergileyecektir.