Beni bu kadar derinden etkileyen çok az kitap olmuştur. Okumaya başladığım andan itibaren beni içine çekti, karakterlerin yaşamına dokundum adeta. Özellikle Raif Efendi...Sanki eski bir arkadaşım, dostum, sırdaşım...Sabahattin Ali öyle güzel öyle içten öyle yalın yazmış ki Raif Efendi’yle dertleşiyormuş gibi hissettim her seferinde. Onun sevinçlerini, üzüntülerini, heyecanını, coşkusunu, öfkesini, tam anlamıyla hissettim. Hele de aşkını...O kadar derin ve imkansızdı ki her satırda bu imkansızlığın buruk heyecanı ve mutluluğu vardı. O öyle güzel sevdi ki ve de Sabahattin Ali öyle güzel hissettirdi ki bunu, işte bu da bu kitabı değerli kıldı. Bu kitapta en duygusuz, umursamaz, işe yaramaz olarak nitelendirdiğimiz insanların da derin duyguların esiri olabileceklerini, dışa vurmayıp bir ömür yalnız, duygularıyla yaşayabildiklerine tanıklık ettim.
Sabahattin Ali’yi Kuyucaklı Yusuf ile tanıdım ilk kez. Daha sonra Kürk Mantolu Madonna klasiğini okumaya karar verdim. Bu güzel kitabı bu kadar geç okuduğum için üzülmekle birlikte okumanın mutluluğunu yaşıyorum.