Tutunamayanlar bir roman değil de insanın kendi içine açılan uzun, yorucu ama dürüst bir yürüyüş gibi. Oğuz Atay, okuru rahat ettirmiyor; aksine sürekli durduruyor, düşündürüyor, aynaya bakmaya zorluyor. Selim Işık’ın yokluğu üzerinden anlatılanlar aslında fazlasıyla “var” olan bir boşluk hissi. Her sayfada, hayata tutunamayanların değil; hayata fazla anlam yüklediği için yorulanların sesi var.
Okurken sık sık durdum. Çünkü bazı cümleler aceleye gelmiyor; sindirilmek istiyor. Kitabın dili zaman zaman dağılıyor gibi görünse de bu dağınıklık bilinçli, insani ve çok gerçek. Düzenli bir hayatı anlatmak yerine, düzensiz bir zihni yazıyor Atay. Belki de bu yüzden bu kadar tanıdık.
Tutunamayanlar, anlaşılmak isteyen ama anlatamayanların kitabı. Herkesin sevemeyeceği ama sevenin de kolay kolay bırakamayacağı bir eser. Bittiğinde “okudum” demek yetmiyor; biraz eksilmiş, biraz değişmiş hissediyorsunuz. Ve bu hissi sevdim. Tutunamayanlar