Ruhumun, onun hiçbir zaman giremediği, bütünüyle kendimin olan köşe bucakları bulunurdu. Buralarda onun sert disiplininin kurutamadığı, ölçülü savaşçı adımlarının çiğneyemediği taptaze duygular filiz sürerdi.
Ah! Şu anda içimin nasıl ışıksız bir zindana benzediğini elimde olsa da sana gösterebilsem! Bu zindanın en dip köşesinde tek bir zavallı korku zincire vurulmuş bekliyor: Senin etkine kapılarak altından kalkamayacağım bir işe atılmak korkusu!”
St. John beni hiç ulaşamayacağım bir düzeye yükseltmeye çalışıyordu. Onun saptadığı bu yere erişebilmek için her an çabalamak beni harap ediyordu. Olmayacak bir şeydi bu...
Benim düzensiz yüz çizgilerimi onun o duru, klasik yüz kalıbına sokmak, benim ışığa göre değişen yeşil gözlerime onun o deniz mavisi gözlerinin değişmez rengini vermek kadar olanaksız...