«Üç ay tımarhaneye kapatıldı. Lois'e kriz geçirirken şeytana dönüştüğünü, gökteki yıldızları söndürebildiğini söylemiş. Matrak geçmiyorum, ciddi! Bir vuruşta yedi yıldız söndürebiliyormuş. Ama polisten korkuyormuş. Polisin şeytanları yakalayıp yoketmeye yarayan aleti olduğunu söylüyormuş. MO aletiymiş adı —MO, yani OM— biliyorsunuz efendim. Hind dilinde Tanrı demek; tersinden söylenince MO oluyor.»
«Şeytanları yokediyorlarsa, polisler melek demektir, öyle değil mi? Eh, akla yakın. Polislerin melek olduğu yer de ancak tımarhane olabilir.»
Kötülük zaman içinde oluşur gerekçesine sığınarak zaman kötüdür demekle, balıklar okyanusta doğup büyür, o halde okyanus bir balıktır demek arasında bir fark yok.
Diyelim ki ölüler gerçekten de yaşayanları ara sıra yokluyor. Yaklaşık Jim diye tanımlayabileceğimiz bir şeyler, George başının çaresine bakıyor mu diye bir göz atmak üzere geri gelebilir. Peki bu bir işe yarar mı? Hatta değer mi? Bu olsa olsa bir an için özgürlüğünün uçsuz bucaksız sokaklarından içeriye göz atmasına izin verilen başka bir ülkeden bir konuğun kısacık bir ziyarete gelmesi, camın gerisinde, ta uzakta, daracık odada tek başına küçük bir masanın başına oturmuş, uslu uslu, görev gibi yumurtasını yiyen birini, o müebbet mahkumunu görmesi gibi bir şey olmaz mıydı?
Ama kuşkunun baskın anları var. İçini kaplama, onu endişeden, hasretten, üzüntüden perişan etme anları. Soluksuz kalıyor o baskınlarda. Sanki yüzlerce karga içinin dallarından aynı anda havalanıp birbirine çarpa çarpa başka dallara konuyor.