Sehpanın altında sırtüstü durmuş, bize gülümseyen, ufak, plastik bir itfaiyeci görüyorum. Evde Charlie'den geriye kalan her şeyi kafamda canlandırmaya başlıyorum. Charlie'nin evvelsi akşamdan yarısı duran ve hâlâ buzdolabında bekleyen sütü. Onu kim atacak? Evin girişinde Charlie'nin minnacık ayakkabıları hâlâ benimkilerin yanında. Montu hâlâ askılıkta. Evde izini bulamayacağın hiçbir yer yoktu ki. Aynı anda hem sonsuza dek aramızda hem de sonsuza dek kaybetmiştik onu.
Eskiden kalbimin işgal ettiği boşluğa hakikatin sızmasına engel olamıyorum. Ona karşı başımı iki yana sallıyorum ama hakikat içimi o kadar hızlı bir şekilde dolduruyor ki nefes bile alamıyorum.
Ran'ın sakin sesini dinlemek bile bana yetiyor. Bir mottosu vardı. "Her şey çok güzel olacak." derdi hep. Birçok kişi bunun Ran'ı biraz tuhaf birisi yaptığını söylerdi belki ama o ne zaman bana her şeyin çok güzel olacağını söylese rahatlardım ve buna inanmak isterdim. Şimdi de bu sözü duymaya ne kadar ihtiyacım olduğunu fark ediyorum.
"Zalimin mazluma kör zindan diye dayattığı hapishaneler, çoğu zaman bir kentin kütüphanesine meydan okuyacak kadar metnin filizlendiği bir toprağa dönüştü."
Furkan Abi, gazeteciliğe 2018 yılında başlamış olsa da benim geçen yıl 19 Mart’tan sonra tanıdığım en onurlu insanlardan biri. Furkan Abi yazdıklarını hapisteyken sosyal medyada bizlerle buluşturmuştu. O zaman hepsini merakla okumuştum; şimdi o yazılar Mart ayında kitaplaştı ve bizlerle buluştu. Ben de Mayıs ayında kitap halini de bir çırpıda okudum. 3 kez yaşadığı bu tutukluluk süreçleri tabii ki keşke hiç yaşanmasaydı o ayrı ama o Silivri Cezaevi’nden yazdığı bu öykülerle iyi bir gazeteci olmanın yanı sıra iyi bir edebiyatçı olduğunu da kanıtlamış oldu. Lisedeki coğrafya hocamın çok sevdiğim bir sözü vardı, “elmas basınçla oluşur” derdi. Evet kâbus gibi bir süreçten geçiyoruz ama bu süreç bize gerçekten o kadar kıymetli insanlar kazandırdı ki, her karanlıkta bir aydınlık olduğunu görmüş olduk. Karanlık yeterince aydınlık :) Kitabını “onurunu kaybetmeyen tüm tutsaklara…” ithaf etmiş. Umarım onurunu kaybetmeyen tüm tutsakların bir an önce özgürlüğüne kavuştuğu ve “Bizim Burada Ne İşimiz Var?” sorusunu sormayacağı günler çok yakındır. Bu düzenin dişlerini kıracağımız günlere...