Tek meyve portakal değildir. İyi de, nedir bu "portakal"?
Jeanette Winterson, kitap için "Bu bir biyografi ve biyografi değil," diyor. Evet, bu bir biyografi. Jeanette'in hayatını görüyoruz. Evet, bu bir biyografi değil. Çünkü kendi hayatımızı da görüyoruz. Belki de, kendimize ait sandığımız tek bir hayat yok. Hepsi, birbirinin kopyası. Bu yüzden bu kadar tanıdığız. Ve bir o kadar da yabancısıyız birbirimizin.
Başlığa, "Tek Meyve Portakal Değildir, Peki ya nedir bu "portakal"?" yazdım. Sahiden, bu portakal da ne? Kitabı elime aldığımda, yazarın okuduğum bir önceki kitabında kullandığı 'vişne' aklıma geldi. Bu da öyle bir şey olmalı dedim. Yanıldım. Esasen Jeanette bize, bu sözle birkaç şeyden bahsediyor. Gelin bunlara bakalım.
İlki, bir toplumsal eleştiri. Tek tip düşünce ve tek doğru dayatması. Kitapta bunu, toplumu ve toplumun içine yerleşmiş din ideolojisinin savunduğu doğru/yanlış kesinliğini görüyoruz. Katı bir günah dayatması var. Toplumun uygun bulmadığı şeyleri ancak bir günahkar yapar. Günahkarları şeytan kollar. İblisler her yerdedir. Bunun üzerine biraz düşünelim. Tanıdık geldi mi? Kırmızı bir kanepe hayal edip uzanalım hadi ve çocukluğumuza dönelim. Hepimiz, bununla büyüdük. Ebeveynlerimizin gözüne girmek için bildiğimiz tek şeyin doğru olduğuna, o şeyin de ailelerimiz ne derse o olduğuna inandık. Ailemiz, yerini küçük kalabalıklara bıraktı. Bu defa da sorgulamadan ona inandık. Belki de düşünmemek, en güvenli yoldu.
Portakal, aynı zamanda bireysel psikolojiyi de vurguluyor. Bir şeye bu kadar bağımlı olmak, takmak, onsuz yarım ve eksik kalmak. Kitapta bunu en iyi yansıtan kişi, Jeanette'in annesi. Kocası ile sevişip çocuk yapmak yerine evlatlık edinecek, cebinde sadece İncil taşıyacak, eşrafı hayatı salt din ile örülü, evine bir günahkar sokunca havası
Sanat, müzik, edebiyat, resim işten sayılmıyor, ne garip. Çalışmak için illa tarlada, bağda bahçede, fabrikada olmak mı lazım? İlla sabah kalkıp gidecek, akşam çıkıp gelecek bir işimiz mi olmalı?