Yüzme bilmeyen birinin denizin ortasında çırpınırken yanından geçen bir can simidine ya da başka bir yüzücüye sımsıkı sarılması sevgiden midir? Elbette hayır, o anki tek dert hayatta kalmaktır. Ya da ayağı kırık bir masayı düşünün. Kendi başına ayakta duramadığı için onu duvara yaslarız. Masa duvara aşık mıdır, yoksa yıkılmamak için ona muhtaç mıdır? İşte kendi hayatının yükünü taşıyamayan insanın bir başkasına sığınması da tam olarak böyledir.
Fromm bize diyor ki, gerçek sevgi iki özgür ruhun yan yana yürüyebilmesidir. Birine muhtaç olduğun için onunla kalıyorsan, bu bir aşk değil, sadece bir mecburiyet sözleşmesidir. Karşı tarafı bir insan olarak değil, seni hayatta tutan bir alet gibi görmeye başlarsın. Kendi yaralarını sarmadan, kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğrenmeden kurduğun her bağ, gün gelir iki tarafı da aşağı çeker. Gerçek sevgi, "sen yoksan ben yokum" demek değil, "ben kendi başıma da tamım ama seninle yol yürümeyi seçiyorum" diyebilmektir.