Seni sevmiyorum artık Yalana dolana battık Ele nispet gülüşler Günü dolmuş vaatler Bana uymaz git yazık Ben yokluklardan Tüm zorluklardan Dipsiz yalnızlıktan Kıvranıp dururken Sen sessiz kaldın Mehtabı hiçe saydın Gün ortası güneşlere Hasret bıraktın Yok kal deme bana Boşuna yalvarışlar Canıma dokunmuyor Ne söylesen zaten Hiç gözüme bakma Yaramaz çırpınışlar Şimdiye kadar söylemekte Geç kaldım aslen Seni sevmiyorum artık Yalana dolana battık Ele nispet gülüşler Günü dolmuş vaatler
Uzun zamandır ilk defa bir yazıyı okurken kalbimin bu kadar hızlı attığını hissettim. Bütün bu duvarların arkasında seni özlediğimi kendimden bile saklayamadım. Sesini özledim… Gülüşünü özledim… Bana bakarken gözlerinde gördüğüm o sıcaklığı özledim. Sen hazırım diyince.. Ben ilk defa korkularımdan çok kalbimin sesini dinlemek istiyorum. İçime yerleştin çıkarıp atmak çok zor ne kadar uzağa gidersen git kalbin yolu dönüp dolaşıp yine sana çıkıyor Ben de sana çıkıyorum galiba… Bu kez birbirimize kırgınlıklarımızı değil kalbimizi anlatalım. Bütün keşkelerime rağmen sana dair en güzel his hala içimde yaşıyor.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Gözlerine kıyamam… Bazen bir şarkıda, bazen bir kokuda, bazen de hiç beklemediğim bir anda hep aklımdasın. İnsan gerçekten sevdiği birini kalbinden söküp atamıyor. Seni unutabileceğimi sandığım zamanlar oldu ama ne zaman kalbime dönsem, orada yine sana ait bir iz buldum ben Belki ikimiz de yorulduk. Belki ikimiz de kırıldık. Yaşadığımız hiçbir şeyin sıradan olmadığını da biliyorum Sen bana sevgiyi anlattın. Ben de sende, bir insanın başka bir insanda kendini evinde hissedebileceğini gördüm. O yüzden bugün sana ne bir sitem bırakıyorum ne de bir hesap. Sadece şunu söylemek istiyorum. Seni düşünmek hala içimi ısıtıyorsa, seni anınca hala gülümseyebiliyorsam, kalbimde sana dair güzel olan şeyler bunca zamana rağmen eksilmediyse… Demek ki sevgimiz sandığımız kadar uzaklara gitmemiş ve ben bütün kırgınlıklarıma rağmen, seni güzel hatırlamayı değil de güzel sevmeyi bilirim Ben de sana Gurban olduğum… Kalbim git dediğine bile sessizce KAL demeye devam ediyor
Sen düz git ben anca o yana,bu yana.
defalarca izleyebilirim, buse'nin nikah töreninde ''hayır'' cevabını verip, çıkıp koşmasını... kime ve neye karşı olursa olsun ''hayır'' cevabının kuvveti ve özgürlüğü bambaşka. buse tüm yükü kendine yükleyerek, yıllarını paylaştığı ve aynı zamanda yıllardır hayalini kurduğu uğur ile nihayet evlenecekti. nişan gününün sonunda gelen ayranları bile kendi teslim alınca ''ben ne yaşıyorum ya'' diye kendi kendine sorgulamaya başlayıp, iç seslerinin esiri olup ağlayarak ayranları parçalamıştır -sahneyi izleyenler bilir yıllardır oyunculuk yapanlara taş çıkarır- ve bu sahneye ''Ruhum endişeli/ Anılar hep içeri/ Bu yüzden yok hiç benim bekleyenim .....Hâlimi soran bile yok/Hayat artık hiç sarmıyo′/Ama sen olmasan da olur'' sözlerini içeren şarkının eşlik etmesi de pek tabii tesadüf değil. ve tabi ki konu asla ayran değildi.... düğün gününde ise nikah kıyılırken ''...uğur beyi eş olarak kabul ediyor musunuz'' sorusu karşısında buse'nin sessizliğini koruması herkesi şaşırtmıştı ve büyük bir kararlılık ve çoşkuyla ''HAYIR'' cevabını verip, ilk dakikalarda kimse peşinden gelmemesine rağmen salondan koşarak ayrılması ve caddelerce -bazen tebessüm bazen kaygılı bir yüz ifadesiyle- koşmaya devam etmesi, ''hayır'' cevabının buse'ye getirdiği ferahlığın ve özgürlüğün göstergesiydi ve sanki buse o sahnede ''evet'' cevabıyla kendine yükleyeceği tüm yükler, poblemleri ve ''ruhuna endişeler eken'' partnerini ''hayır'' cevabıyla tüm kuvvetiyle itmişti. arkasından koşup dakikalar sonra yetişen iki kuzeni, buseyle birlikte soluğu pilavcıda aldılar. buse'yi hiç yadırgamadılar, az önce yaşananları söz konusu dahi etmeden başkaca konular hakkında sohbet ettiler. uğura ne mi oldu? salondan çıkarken ''ben bunları hakettim'' dedi sadece... yukarıdan kurgudan bağımsız olarak şunlara değinmeden
Duygu ve Düşünce
Sevmek zor işmiş. Bir de zor olanı sevmek var ki, insanın omuzlarına bambaşka bir yük bırakıyormuş. İçinden sağlam çıkabilmek ise hepsinden daha zormuş. İnsanın içi bağıra bağıra konuşurken, dilinin susmak zorunda kalması ne kadar ağırmış meğer. Hayatımda ilk defa birini kaybetmekten korkuyorum. Kaybetmeyeceksin deme. insan başkasından değil, kendinden de korkarmış. Bunu da yaşadım. Korkularının farkında olmak, onları susturamayacağını bilmek ve yine de susmak zorunda kalmak… Bugün uzanıp uzun uzun uzakları izledim. Sonra kitabımın bir sayfasına şu cümleyi yazdım “Hayatımda ilk defa kendimi çaresiz hissediyorum.” Ben hiç çaresiz hissetmedim kendimi biliyor musun? Ne zaman çıkmazda kaldığımı düşünsem mutlaka bir yol aradım. Bir kapı kapanırsa başka bir kapı bulmaya çalıştım. Vazgeçmedim. Çözüm aramaktan hiç vazgeçmedim. Ama ilk defa… Evet, ilk defa kendimi çaresiz hissettim. Çaresizlik… Hiç sevmediğim bir kelime. Hatta hayatıma yakıştırmadığım bir duygu. Çözüm bulamamak, Elinden hiçbir şey gelmemesi, Kendini bir çıkmazın tam ortasında hissetmek… Tam olarak buymuş çaresizlik. Elden bir şey gelememesi. Bundan hep nefret ettim. Çünkü ben, ölüm dışında her şeyin bir çaresi olduğuna inananlardanım.