Fatih Sultan Mehmed'in fethi ile başlar bizim istanbul'umuz.
Biliriz ki müjdelenen ordu açmıştır kapılarını medh ü sena edilmiş şehrin... Halbuki Üsküdar, fetihten bir asır evvel Osmanlı topraklarına katılmış ve çehrisi değişmeye başlamıştı...
Bazı aşklar kavuşmak için değil, hatırlayan tek kalbi hayatta tutmak için yazılır. Bazen şövalye kazanır tüm savaşları ama sevdiği kadının hafızasında bir yenilgi olarak kalır.
En acı masallar, mutlu bitmeyenler değil; tek taraflı hatırlananlardır.
Baştan başlamak istediğinizde en basitinden, filmi tekrar oynat tuşuna basarız. İnsanın içinde kumanda yok. Bazı sahneler yanlışlıkla silinmiyor, bazıları özellikle kazınıyor. Ben ileri saramadım hiçbir acıyı. Duraklatamadım bağırdığım yerleri. Tam mutlu olacağım sahnede elektrikler kesildi hep. Tekrar oynat dediler. Sanki aynı kalple, aynı bedenle, aynı inançla mümkünmüş gibi. Her seferinde biraz daha eksik girdim hikâyeye. Figüran oldum kendi hayatımda, adı jenerikte geçmeyen bir yarayla.
“Sevgimi mi tercih edersin?
Seni sevdiğimi nereden çıkardın? Ben sana hiç seni, seviyorum dedim mi? Yada seni çiçeklerle, böceklerle, masallarla mı kandırdım?"
—Yani bana seni sevmiyorum mu diyorsun?"
“Sana diyorum ki; sevgi çok basit bir kelime"
—O zaman âşıksın."
"Birine delirmek, onu her Allah’ın günü sayıklamak ve şimdi karşımda böyle savunmasız yatarken onu parçalamak istemek aşk mı?
Ben sana âşık değilim; ben sana muhtacım. Âşık olan vazgeçebilir, muhtaç olan ölür de bırakmaz”