Terapi ile gözetimin o garip paradoksunu yaşamak ilgi çekici bir durumdu: Kanunsuz, utanç verici, karanlık, çirkin yanınızı ne kadar ortaya dökerseniz o kadar ödüllendiriliyordunuz!
Ernest kendi karanlık yanından nefret ediyordu. Onun esiri olmaktan, hayvani içgüdüleri tarafından yönlendirilmekten, en ilkel programlanmaların kölesi olmaktan nefret ediyordu. Ve bugün bunun kusursuz bir örneği vardı işte: Köpek gibi havayı koklayıp horoz gibi kabarması, baştan çıkarma ve fethetme yönündeki ilkel dürtüleri- tarihin şafağından kalma fosiller değilse neydi bunlar?Ya şu memelere olan tutkusu, onları mıncıklayıp emme arzusu. İçler acısı! Bebekliğin kalıntısı!
Tanıdık bir bölünmeydi bu. Bir yandan hastaları, öğrencileri, çevresi için duyduğu samimi bir kaygı. Ve tabii gerçek varoluş sorunları konusunda duyduğu samimi kaygı da: Olgunlaşma, pişmanlık, hayat, ölüm, anlamlılık. Öte yandan kendi gölgesi: Bencillik ve dünyevi arzular.
Ruth kadınların en büyük sırrını ifşa etmişti ona: Erkekleri nasıl elde ettiklerini. "Çok basit" demişti. "Dosdoğru adamın gözlerinin içine bakmak ve bakışlarını fazladan birkaç saniye orada tutmak yeterli. Hepsi bu!"