Bir gün şayet camsız çerçevesiz penceresiz
Bir gün ben, çadır bezi bir perdeden
Günlerin toz-toprak şarkısını çırparken
Canevimin önünden geçersen,
Bir gün şayet boynunda yemtorbası hayallerim asılı
Bir gün şayet samançöpü bir sokak dişlerim arasında
Canevinin önünden geçersem,
Anlatırım nasıl nerde
Bir ulu çınara takılı bir kuyrukluyıldız
Bir yeşil telaşta çırpınan ışığımız
Anlatırım nasıl nerde...
Sonra eğilir kulağına derim:
Bekle
Çocukken kaçırdığım uçurtma dönsün gelsin, Hele çarpsın bu çerçi yükü şehirlere,
Hele ürksün fincancı katırları!
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kılçığını yitirmiş bir uskumru yelyeperek yelken kürek dört dönüyordu rıhtımı. Güneşin oltasına takılı bir balıkçı habire kirpiksiz gözlerini kırpıştırıyordu. Ansızın yanımdaki sırada oturanlardan biri: "insan hapşırdığı gün ölmezmiş," dedi. Öbürü: "Geç," dedi, "bu boş laAarı! ister inan, ister inanma, kendi nefesin den gıdıklanacağı tuttu da rahmetli amcamın, güle güle katıldı kaldı olduğu yerde." Biraz ötede yerinde yeller esen bir mavnayı bir vinç havada aptal aptal arayıp duruyordu. Döndüm yanımdaki sırada oturan lara: "Belki de," dedim, "emzikten kesildikten sonra alıştı dünya kendi tırnaklarını yemeye." Bellerinde gazete kôğıdından peştemalları, yanımdaki sırada oturanlar bastonlarına asıp suratlarını bikoşu daldılar suya. Peşlerinden uskumru, uskumrunun peşinden balıkçı, balıkçının peşinden güneş, cup cuup cuuup... Vinç de birer birer toplayıp cümlesini, yükledi yitik mavnaya.