"Varlığının dokunuşuyla tınlayacak gergin bir tel gibiydim. Daima etrafındaydım, daima heyecan içinde, hareket halindeydim; ama sen, hep cebinde taşıdığın, karanlıkta senin saatlerini sabırla sayıp ölçen, yollarında sana duyulamayan kalp atışlarıyla eşlik eden, saniyelerin milyonlarca tik takında sadece bir kez alelacele göz attın saatinin zembereğinin gerilimini hissetmediğin gibi benim gerilimimi de hissetmedin."
"Zira dünyada hiçbir şey karanlıklardaki bir çocuğun fark edilmeyen aşkına benzemez, çünkü onun aşkı, yetişkin bir kadının ihtirası ama yine de şuursuzca talepkâr aşkının olmayacağı kadar umutsuz, adanmış, boyun eğmiş, pusuda bekleyen, tutuklu bir aşktır. Ancak yapayalnız çocuklar bu tutkuya sıkı sıkıya sarılır; diğer herkes duygularını sohbetlerde konuşa konuşa tüketir, yakınları ile paylaştıkça köreltir, hepsi de aşk hakkında çok şey duymuş, okumuştur, aşkın ortak kader olduğunu bilirler. Bir oyuncakla oynar gibi oynarlar aşkla, oğlanların ilk sigaralarıyla hava attığı gibi böbürlenirler. Ama benim sırrımı açabileceğim kimsem yoktu, kimse bana nasihatte bulunmamış, kimse beni uyarmamıştı; dünyadan bihaber, tecrübesizdim. Bir uçuruma düşer gibi savruldum kaderime. İçimde yeşeren, tomurcuklanan her şey, sıradışı olarak sadece seni senin hayalini biliyordu."
"Tüm hayatım anlatmak istiyorum sana, o hayat ki ancak seni tanıdığım gün gerçekten başladı. Senden önceki hayatım, hafızamın derinliklerinde kalmış bulanık ve muğlak bir şey; yüreğime artık yabancı, örümcek ağlarıyla kaplı tozlu nesneler ve insanlarla dolu bir mahzendi sadece."