"Yorgundu.
Yemek getirdiler, yemedi.
Sigara çıkardı.
Kahve istedi.
'Biliyor musun İsmet' dedi...
'Bir rüya görüyormuş gibiyim.'
karabasanla başlayan,
üç yıl üç ay 22 gün süren,
mucizeyle biten bir rüya.
Çiçekler açıyordu İzmir'in dağlarında..."
"Mustafa Kemal Duatepe'ye geldi, gece vaktiydi. Kolordu kurmay başkanının hazırlattığı yemeğe oturdular. Yer sofrasıydı. Cılız bir tavuk, dört beş dilim ekmekten başka bir şey yoktu.
Kurmay başkanına döndü... "Askere ne verdiniz?" diye sordu. Hık mık ettiler. "Buğday kavurması tedarik ettik" filan diyebildiler. Ayağa kalktı. Tek kelime etmeden, çıktı gitti. Ne tavuğa el süren oldu, ne ekmeğe... O gece hepsi aç yattı."
Halide Edip, kaburgası kırık Mustafa Kemal'i şöyle anlatacaktı:
"Tek gaz lambası yanan bir Anadolu odasıydı, girdim. Mustafa Kemal Paşa koltuktan güçlükle kalkmaya çalıştı. Kaburga kemikleri ağrılar içindeydi. Safa geldiniz hanımefendi dedi.
O mütevazı odada, bir millet yaşasın diye ölmeyi göze alan kararı temsil ediyordu... Ne saray, ne şöhret, ne herhangi bir kudret, onun o odadaki büyüklüğüne yaklaşamazdı. Paşa'ya doğru kalbimde mutlak bir hürmetle yürüdüm, elini öptüm."