Birlikte yaşamanın
getirdiği etkinlikleri ve genetik değişmeleri bir yana
bırakacak olursak, bilincimizi giderek damarlarımızda
dolaşan kanın rengine ve gözyaşlarımızın tuzuna bulaştırdık,
bu da yetmiyormuş gibi, gözlerimizi içimize dönük birer
aynaya dönüştürdük, sonuçta gözlerimiz, ağzımızla
yadsımaya çalıştığımız şeyleri çoğu zaman hiç sakınmadan
gözler önüne serer hale geldi. Bu genel olguya bir de işlenen
suçun basit zihinlerde yol açtığı pişmanlığa çoğu zaman en
eski atalarımızdan miras kalan her türlü korkunun da
karışmasının getirdiği özel durum eklendi, bunun sonucu
olarak da, suçlunun işlediği suç, henüz sopayı yemeden ya da
taşa tutulmadan önce, cezası iki kez hak edilmiş bir suç haline
geldi.